Zülkarneyn ve Bilgisel Örtüleme: Gizlenmiş Bir İlim Yeniden mi Açıldı?
Şeytani Düşünce
Örtülemenin bilgiyi gizleme, Ye’cûc ve Me’cûc’ün ise ilmin ahlaki bir denetim olmaksızın kontrolden çıkması olarak okunmasına ilişkin analitik bir hipotez.
Giriş
Güç ve bilginin daha önce görülmemiş bir zirvesine doğru hızla ilerleyen bir dünyada bu okuma, aynı anda hem basit hem de tehlikeli bir sorudan hareket ediyor: İlerleme nasıl fesada dönüşür? Yeryüzünü imar etmek için var olan bir güç, nasıl onun düzeninin bozulmasına yol açabilir?
Bu, salt bir hayal hikâyesi değil; teknolojinin bilinçle iç içe geçtiği, çıkarların hakikatle birbirine dolandığı, yeryüzündeki fesadın salt maddi bir çatışmadan daha karmaşık biçimlerde ortaya çıkarak gerçeklikteki bir bozulmadan önce idrak ve akıldaki bir bozulmaya dönüştüğü, şu anda şekillenmekte olan bir sürecin okumasıdır.
Ne var ki bu anlayışa ulaşmak kolay olmamıştır. Zira asırlar boyunca biriken miras ve tefsirler, metnin asli maksadından uzaklaştırabilecek anlayış katmanları eklemiş; kıssalar, insanın hareketini yöneten canlı yasalar olarak okunmak yerine donuk bir tarihsel çerçeveye hapsedilmiştir. Oysa Kur’an, kıssalarının eğlendirmek için değil, hidayet ve derin kavrayış için olduğunu vurgular:
﴿إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَىٰ لِأُولِي الْأَلْبَابِ﴾ (Şüphesiz bunda akıl sahipleri için bir öğüt vardır.) []
Kur’anî bir perspektiften bakıldığında, peygamberlerin ve salihlerin kıssaları salt tarihsel olaylar olarak sunulmaz; insanlık tarihinin hareketini yöneten, tekrarlanan ilahî yasalar olarak gelir:
﴿قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِكُمْ سُنَنٌ﴾ (Sizden önce de nice yasalar gelip geçmiştir.) [آل عمران: ١٣٧]
Dolayısıyla Zülkarneyn kıssası, salah ile fesat arasındaki mücadelenin yalnızca maddi değil, bilgisel ve akli boyutuyla da somutlaşmış bir örneğini temsil eder. Zülkarneyn, iktidar ve imkân sahibi kılınmış bir hükümdar olarak görünür: ﴿إِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِي الْأَرْضِ﴾ (Biz ona yeryüzünde iktidar ve imkân verdik.) Bu imkân sahibi kılınma, güçle sınırlı değildir; ilmi, kavrayışı ve sebepleri kullanabilme yetisini de kapsar.
Daha önce görülmemiş bir teknolojik patlamaya — tek bir yüzyıl içinde basitlikten karmaşıklığa geçişe — tanıklık eden bir çağda temel bir soru belirir: Bu ilerleme doğal mıdır? Yoksa daha önce kapatılmış «gizli bir bilginin» yeniden açılması mıdır?
Birincisi: Zülkarneyn’i Kimler Soruyordu? Neden?
﴿وَيَسْأَلُونَكَ عَن ذِي الْقَرْنَيْنِ﴾ (Sana Zülkarneyn’i soruyorlar.) [الكهف: ٨٣]
Tefsir kitaplarında yerleşik olan bilgi, soranların Yahudilerden olduğu ve soruları nübüvvetin doğruluğunu sınamak için kullandıklarıdır. Kitaplarında, doğulara ve batılara ulaşmış büyük bir hükümdardan söz eden tarihsel anlatıların kalıntılarına sahiptiler. Sorulan soruların — ruh, Ashâb-ı Kehf ve Zülkarneyn — bağlamı, bunların rastgele değil, derinlikli sınama soruları olduğunu gösterir.
Çıkarım şudur: Soru, Zülkarneyn’in şahsiyetinin kendisi hakkında değil, Ye’cûc ve Me’cûc boyutundaki bozguncu bir gücü durduran «örtülemenin» sırrı hakkındaydı. Bu, gücün nasıl denetleneceğini ve kapsamlı fesadın nasıl önleneceğini bilmeye yönelik bir ilgiye işaret eder.
İkincisi: Kıssanın Özü ve Akli Bozulma
﴿لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلًا﴾ (Neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlardı.) [الكهف: ٩٣]
«Anlamıyorlar» ifadesi, yalnızca dili anlamamayı değil, idrak zayıflığını, çözümlemenin yokluğunu ve ayırt etme yetisinin bulunmayışını da ifade eder. Kur’an, derin kavrayış ile hidayet arasında bağ kurar: ﴿لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَا﴾ (Onların kalpleri vardır, fakat onlarla kavramazlar.)
Buradaki fesat askerî ya da iktisadi değil, hakkı idrak etmekten aciz kalmaya yol açan bilgisel bir bozulmadır. Bu, fesadın en tehlikeli türüdür; çünkü aklı işlevsizleştirir ve toplumu denetim altına alınabilir hâle getirir.
Üçüncüsü: İleri Düzeyde İlim Sahibi Zülkarneyn
﴿وَآتَيْنَاهُ مِن كُلِّ شَيْءٍ سَبَبًا﴾ (Ona her şey için bir sebep verdik.) []
«Sebep», dilde sonuca götüren vasıta ve yol anlamına gelir. ﴿فَأَتْبَعَ سَبَبًا﴾ (Böylece bir yol tuttu.) ifadesinin tekrarı, bir yönteme, planlamaya ve araçların bilinçli kullanımına işaret eder. Sebepler ile güç ve imkân sahibi kılınma arasındaki bağ, başka yerlerde de kurulmuştur; örneğin: ﴿وَأَعِدُّوا لَهُم مَّا اسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ﴾ (Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet hazırlayın.) Buradaki kuvvet, ilmî ve teknik gücü de kapsar.
Zülkarneyn yalnızca güçlü bir hükümdar değil, gerçekliği anlamasını ve ona hassasiyetle müdahale etmesini sağlayan ileri düzeyde bir bilgi sisteminin sahibiydi.
Dördüncüsü: Set Değil, Örtüleme — İlmin Gizlenmesi
﴿أَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًا﴾ (Sizinle onlar arasına bir dolgu engel yapayım.) … ﴿فَمَا اسْطَاعُوا أَن يَظْهَرُوهُ﴾ (Artık onu aşamadılar.) []
«Redm», yalnızca engellemeyi değil, gömmeyi ve gizlemeyi ifade ederken «sedd», görünür engel anlamına gelir. Dilde redm, boşluğu, altındakini gizleyecek biçimde doldurmaktır. «Aşma» ya da «delme» imkânının bulunmaması, son derece sıkı bir yapıya ve karmaşık bir sisteme işaret eder.
Dolayısıyla örtüleme, yayılması hâlinde yeryüzünü fesada uğratabilecek bir ilmin ya da gücün kasıtlı olarak gizlenmesi şeklinde anlaşılabilir.
Beşincisi: Kayıp Teknoloji ve Modern Patlama
Gözlem şudur: Binlerce yıllık yavaş gelişim, ardından tek bir yüzyıl içinde bir sıçrama: elektrik, havacılık, uzay ve yapay zekâ. Bu hızlanma, insanlığın gelişiminin geleneksel örüntüsüyle uyuşmaz.
Eğer «gizlenmiş» bir ilim varsa, onun aniden ortaya çıkması yeniden keşfedilmesinin sonucu olabilir. Yani modern ilerleme yalnızca yenilik üretmek değil, gizlenmiş eski bir bilginin sistematik biçimde yeniden kazanılması da olabilir.
Altıncısı: Ye’cûc ve Me’cûc — Kontrolden Çıkmış Fesat
﴿وَهُم مِّن كُلِّ حَدَبٍ يَنسِلُونَ﴾ (Onlar her tepeden akın ederler.) [الأنبياء: ٩٦]
«Yensilûn», hızlı ve yoğun yayılmayı ifade eder; onlar fesatla nitelenmiştir: ﴿مُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ﴾ (Yeryüzünde bozgunculuk yapanlardır.) Bu nedenle ahlaki bir denetim olmaksızın yayılan bir güç olarak anlaşılabilirler. Bu da denetimsiz teknolojiye ve kontrolden çıkmış bilgiye uyar.
Yedincisi: Hayatın Kilit Noktaları Üzerinde Denetim
Bugün dünya ekonomi, medya ve teknoloji aracılığıyla yönetilmektedir. Kur’an, bilinci denetim altına almanın tehlikesine işaret eder: ﴿يُضِلُّونَ بِأَهْوَائِهِم﴾ (Kendi arzularıyla saptırırlar.) Dolayısıyla denetim artık yalnızca askerî değildir; akıl ve idrak üzerinde de denetimdir.
Sekizincisi: Hipotez ve Modern Okuma
Bu hipotez, yeryüzündeki fesadın ilkel ortamlarda değil, yüksek düzeyde ilim ve bilgiye sahip bağlamlarda meydana geldiğini kabul eden Kur’anî bir anlayıştan hareket eder. Bunun kökeni, Allah’ın başlangıçtan itibaren insana öğrettiklerine uzanır: ﴿وَعَلَّمَ آدَمَ الْأَسْمَاءَ كُلَّهَا﴾ (Âdem’e bütün isimleri öğretti.) Ancak bu bilgi, hidayetten ayrıldığında aklı karıştıran ve ayırt etme yetisini zayıflatan bir fesat aracına dönüşür.
﴿وَحَرَامٌ عَلَىٰ قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا أَنَّهُمْ لَا يَرْجِعُونَ﴾ (Helâk ettiğimiz bir belde halkının geri dönmemesi imkânsızdır.) [الأنبياء: ٩٥]
Bu ayet, ardından gelen ayetle birlikte, tarihsel bir koşula işaret ettiği şeklinde okunur: Daha önce fesada yol açmış güçler, ancak Ye’cûc ve Me’cûc açıldığında, yani denetimsiz bir bilgisel ya da teknolojik patlama evresi ortaya çıktığında yeniden iktidar ve etki sahibi olacaktır.
Buradan hareketle, Yahudilerin Filistin’e dönüşünün ve 1948 yılında siyasi bir yapı kurmalarının bu bağlamdan kopuk bir olay olmadığı; aksine, Sanayi Devrimi’yle başlayan yeni bir küresel güç evresinin ortaya çıkışıyla eşzamanlı gerçekleştiği hipotezi ileri sürülür. Bu evrede teknolojide, yalnızca doğal bir tedricî gelişme olarak açıklanması güç, daha önce görülmemiş bir hızlanma yaşanmıştır.
Bu anlamda Ye’cûc ve Me’cûc yalnızca bir kavim olarak değil, bilginin kontrolden çıkması ve hızla yayılması durumu olarak da anlaşılabilir. Burada teknoloji, «her tepeden» yayılan; sürekli savaşlara, siyasi çalkantılara, yoksulluğa ve yerinden edilmeye, dinmeyen çatışmalara yol açan bir güce dönüşür. Bu da modern gerçeklikle, özellikle yirminci yüzyılın ortasından beri istikrar görmemiş bölgedeki gerçeklikle kesişir.
Buna göre bu hipotez, bugün yaşadıklarımızın salt medeniyet ilerlemesi değil, eski bir ilmin yeni bir bağlamda yeniden kullanıldığı, denetimsiz bir bilgisel açılım evresi olduğunu savunur. Bu durum, insanlığın dengesinin bozulmasına ve ilmin bir imar vasıtasından çatışma aracına dönüşmesine yol açmıştır. Kur’an’ın «yeryüzünde fesat» kavramıyla ifade ettiği de budur.
Sonuç
Zülkarneyn kıssası açık bir model sunar: Fesadı denetleyen iktidar ve ilim, çöküşe yol açan bilgisel bozulma ve insanlığı kontrolden çıkıştan koruyan bir örtüleme.
Temel sonuç şudur: Bugün yaşadıklarımız, kapatılmış olanın yeniden açılmasının sonucu olabilir; bilgi, bir ıslah vasıtasından tahakküm aracına dönüşmüştür.
Pratik sonuç ise şudur: Hidayetin ölçütü olduğu için Kur’an’a dönmek; fesat, aklın işlevsizleştirilmesiyle başladığı için aklı yeniden canlandırmak; ahlaksız ilim fesat olduğu için bilgiyi denetlemek.
﴿إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ﴾ (Şüphesiz bu Kur’an, en doğru olana iletir.) [الإسراء: ٩]
