Hangisi diğerine yön veriyor: Deliller mi, model mi?
İçeriden Kur’an
İnsanın kökenine ilişkin tartışmadan önce gelen yöntemsel bir soru: Modeli bulgular mı oluşturdu, yoksa bulguların yorumlanmasına önceden benimsenmiş model mi yön verdi?
İnsanın yaratılışının başlangıcına ilişkin farklı modelleri karşılaştırmaya geçmeden önce, hareket noktamız olan yöntemi açıklamak gerekir.
Biz Kur’an’ın Allah’ın hak kelamı olduğuna, yüce Allah’ın insanın ve evrenin yaratıcısı olduğuna ve yaratılışın nasıl başladığını ve seyrini en iyi bilenin yalnızca O olduğuna inanıyoruz. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur:
﴿أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ﴾ (Yaratan bilmez mi? O, en ince hususları bilen, her şeyden haberdar olandır.) [الملك: ١٤]
Bu nedenle Kur’an’ın insanın yaratılışının kökeni hakkında bildirdikleri, bizim için diğer tasavvurların yanına konulacak sıradan bir hipotez ya da tarihsel anlatı değil, bütün beşerî hipotez ve teorilerin kendisiyle tartıldığı hakikattir.
﴿وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ اللَّهِ حَدِيثًا﴾ (Sözü Allah’ınkinden daha doğru olan kim vardır?) [النساء: ٨٧]
﴿وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ اللَّهِ قِيلًا﴾ (Söylediği Allah’ınkinden daha doğru olan kim vardır?) [النساء: ١٢٢]
Bu kesin inançtan hareketle, beşerî modelleri Kur’an üzerinde hüküm verici kılmıyor; aksine, Kur’an’ı beşerî hipotez ve yorumların ışığında yeniden değerlendirileceği en üst referans olarak kabul ediyoruz. Kur’an’a uygun olan daha da güç kazanır; ona aykırı olan ise yeniden gözden geçirmeyi ve araştırmayı gerektirir. Çünkü mümin için vahiy kesin bilgi iken, insanın doğayı ve tarihi kavrayışı gözden geçirilmeye ve düzeltilmeye açık bir içtihat olarak kalır.
Delillerden önce gelen bir soru
Buradan, delillerin kendisini tartışmadan önce gelen yöntemsel bir soru ortaya çıkar:
Modeli deliller mi oluşturdu, yoksa delillerin yorumlanmasına önceden benimsenmiş model mi yön verdi?
Bu soru, insanın kökeni konusundaki asıl ihtilafı anlamanın anahtarıdır.
Egemen evrimsel model, günümüz insanının uzun bir evrimsel sürecin sonucunda ortaya çıktığını, insan uygarlığının ise ilkel bir durumdan başlayıp çok uzun zaman dilimleri boyunca tedricen geliştiğini kabul eder.
Bu tasavvurdan hareketle fosiller, taş aletler, yerleşim izleri ve çeşitli arkeolojik keşifler, bu seyri doğrulayan bulgular olarak yorumlanır.
Ancak kendini dayatan soru şudur: Bu tasavvuru zorunlu kılan deliller mi olmuştur, yoksa bu tasavvur, delillerin içinde yorumlandığı çerçeve midir?
Kur’an’daki başlangıç noktası
Kur’an ise bütünüyle farklı bir noktadan başlar.
Kur’an’daki ilk insan, bilgi arayan ilkel bir varlık ya da düşünmeyi veya dili öğrenebilmek için binlerce yahut milyonlarca yıla ihtiyaç duyan bir yaratılmış değildir. Aksine, Allah’ın yaratılışının başından itibaren onurlandırdığı ve yeryüzündeki en büyük sorumluluğu üstlenmeye hazırladığı bir insandır.
﴿إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً﴾ (Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim.) [البقرة: ٣٠]
﴿وَعَلَّمَ آدَمَ الْأَسْمَاءَ كُلَّهَا﴾ (Âdem’e isimlerin hepsini öğretti.) [البقرة: ٣١]
﴿فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِينَ﴾ (Onu biçimlendirip ona ruhumdan üflediğimde, onun için secdeye kapanın.) [الحجر: ٢٩]
Bu ayetler insanın başlangıcına ilişkin bütünlüklü bir tasvir sunar: İnsan, onurlandırılmış, bilgi öğretilmiş, yükümlü kılınmış, halifelik sorumluluğunu taşıyan; anlama, kendisine iletileni alma ve diyalog kurma yetisine sahip olarak başlamıştır.
Kur’an, mutlak bilgisizlik içinde ya da idrakten veya dilden yoksun olduğu bir aşamayı yaşamış insana ilişkin herhangi bir tasvir sunmaz.
Aksine, Kur’an’ın Âdem hakkında anlattığı ilk olaylar, onun Rabbiyle, ardından meleklerle, ardından da İblis’le diyaloğudur. Bu da insanın varoluşunun başından itibaren bilinçli, anlayabilen ve yükümlülüğün anlamını idrak eden bir varlık olarak başladığını gösterir.
Bilgisiz bir başlangıç hipotezi nereden geldi?
Buradan, önemi bundan az olmayan başka bir soru ortaya çıkar: Allah, yaratılışın başından itibaren Âdem’e isimlerin hepsini öğretmişse, insanın bilgisiz olarak başlayıp bilgiyi tedricen edindiği hipotezi nereden gelmiştir?
Bu hipotez, delillerin zorunlu bir sonucu mudur, yoksa önceden mevcut bir açıklama modelinin parçası olup deliller sonradan onun ışığında yeniden mi yorumlanmıştır?
Taş aletlerin bulunması bütün insanlığın ilkel olduğunu kanıtlamadığı gibi, basit bir toplumun keşfedilmesi de bütün insanların bu şekilde başladığını kanıtlamaz.
Bu keşifler, belirli zamanlarda o aletleri kullanan toplumların varlığını kanıtlar. Ancak bu bulgularla belirli bir evrimsel model arasında bağ kuran bir dizi ön varsayım eklenmedikçe, tek başlarına insanın kökenine ilişkin eksiksiz bir anlatı kurmaya yetmezler.
İhtilafın özü: Bulgular değil, referans çerçevesi
Dolayısıyla ihtilafın özü, fosillerin, taş aletlerin ya da tarihsel kalıntıların varlığıyla değil, bu delillerin yorumlandığı referans çerçevesiyle ilgilidir.
Kur’an açık bir başlangıç noktası sunar: Allah’ın yarattığı, onurlandırdığı, öğrettiği ve halife kıldığı insan. Evrimsel model ise uzun bir zaman boyunca basitlikten karmaşıklığa doğru tedricî ilerlemeye dayanan farklı bir başlangıç noktası sunar.
Bu nedenle iki tasavvur arasında yapılacak hakkaniyetli bir karşılaştırma, yalnızca delilleri sormakla başlamamalıdır. Önce her bir modeli kuran varsayımların tartışılmasıyla başlamalı, ardından deliller bu varsayımların ışığında incelenmelidir; modellerden birinin, bütün bulguların kendisine tabi kılınması gereken nihai hakikat olduğu daha baştan varsayılmamalıdır.
Asıl soru, arkeologların ne bulduğu değil, bu keşiflerin hangi referans çerçevesiyle yorumlandığıdır.
Başlangıç noktası Kur’an’ın insanın kökeni hakkında bildirdikleri olduğunda, bunlar farklı bir okumaya tabi tutulabilir mi?
Asıl araştırma burada başlar.
