Kur’an’ın metodolojisi, İsrail’e ilişkin tahrif ve bunun tarih ile Filistinlilerin haklarının anlaşılmasına etkisi
Kur’an’a içeriden bakış
Kur’an, isimler ve soy bağları konusunda titizdir; «İsrail»in «Yakub»la özdeşleştirilmesi, Arapların hakkını zayıflatan bir anlatı üretmiştir.
Giriş
Kur’an-ı Kerim, isimler, soy ve din konusunda; kimin peygamber, kimlerin müminler topluluğu olduğunu ve her bir soyun nereden geldiğini açıklayan titiz bir sistem sunar. Bu sistem, şahıs adı ile topluluğu birbirine karıştırmaz, hiçbir peygambere birden fazla isim vermez ve etnik ve dinî aidiyeti açıkça belirler.
Buna rağmen, gelenekte ve çağdaş tefsirde İsrail’in Yakub olduğunu söyleyen yaygın bir tahrif ortaya çıkmıştır. Bu, insanların peygamberlerin ve topluluklarının gerçek tarihini anlamasını güçleştirmekte; Filistin ve halkının hakları gibi güncel meseleler üzerinde doğrudan etkiler doğurmaktadır.
Birinci Bölüm: İsimler ve soy metodolojisi
Kur’an, peygamberleri sabit bir isimle anar ve her peygamberi, birden fazla isim kullanmaksızın, niteliği veya soyuyla ilişkilendirir: İbrahim, İsmail, İshak, Yakub, Yusuf, Musa, İsa ve Muhammed.
﴿إِنَّ إِبْرَاهِيمَ كَانَ أُمَّةً قَانِتًا لِلَّهِ حَنِيفًا﴾ (Şüphesiz İbrahim, Allah’a gönülden itaat eden, hanîf bir ümmetti.) [النحل: ١٢٠]
Şahıs ile topluluk arasındaki fark
Yakub: Kendi adıyla anılan bir peygamberdir. İsrailoğulları: Sıkça anılan bir topluluktur; Kur’an bu topluluğu, bir peygamber olarak İsrail adıyla doğrudan ilişkilendirmez. Anlamlı bir dilsel gözlem de şudur: Yakub’un kendisi anıldığı hâlde Kur’an, «Yakuboğulları» ifadesini kullanmamış, «İsrailoğulları» ifadesini kullanmıştır.
Sonuç: İsrail’i Yakub’la özdeşleştirmek, isimler ve aidiyet konusundaki Kur’anî sistemi tahrif eder.
İkinci Bölüm: İbrahim, Araplar ve İslam
Kur’an, Arapların, Arap Yarımadası’nda yaşayan ve oraya yerleşen oğlu İsmail aracılığıyla İbrahim’in soyundan geldiğini açıklar; böylece Peygamber Muhammed ﷺ, etnik bakımdan İbrahim’in soyundan, tevhid bakımından ise İbrahim’in mesajını izleyen bir Müslümandır.
﴿وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلَاةِ وَمِن ذُرِّيَّتِي رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ﴾ (Hani İbrahim şöyle demişti: Rabbim, beni ve soyumdan gelenleri namazı dosdoğru kılanlardan eyle. Rabbimiz, duamı kabul et.) [إبراهيم: ٤٠]
﴿وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِسْمَاعِيلَ إِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَرَسُولًا﴾ (Kitap’ta İsmail’i de an. Şüphesiz o, sözünde duran biriydi ve bir elçiydi.) [مريم: ٥٤]
﴿قُلْ إِنَّنِي هَدَانِي رَبِّي إِلَىٰ صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِّلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ﴾ (De ki: Şüphesiz Rabbim beni dosdoğru bir yola, sapasağlam bir dine, hanîf olan İbrahim’in dinine iletti. O, müşriklerden değildi.) [الأنعام: ١٦١]
Dolayısıyla İbrahim’in Yahudi olduğunu veya Arap olmadığını ileri süren her iddia Kur’an’a aykırıdır. Bu nedenle Arap ve İslam kimliğinin anlaşılması, şahsiyetleri ve soyları birbirine karıştıran tarihsel tahriflere veya zayıf yorumlara dayanmaksızın, yalnızca Kur’an’ın doğrudan belirlediği çerçeveyle sınırlıdır.
Toprak vaadi
Tevrat, İbrahim’e şöyle der: «Bu toprağı senin soyuna vereceğim» (Yaratılış ١٢:٧، ١٥:١٨-٢١). Yahudiler bu vaadi, Yakub’un/İsrail’in soyundan gelenlerin toprağın sahipleri olduğu şeklinde yorumlamış ve onları «Tanrı’nın seçilmiş halkı» olarak nitelemişlerdir. Bu da onların anlayışına göre Filistin’in mülkiyetine tarihsel ve etnik bir temel sağlamıştır.
Ancak Tevrat, Kur’an’ın Arapları kendisine bağladığı İsmail’in soyunu göz ardı eder; böylece Kur’anî yönteme aykırı olarak hakkı yalnızca Yakub’a/İsrail’e tanır. Buradan çıkan sonuç, bu sınırlı yorumun, Arapların İsmail aracılığıyla İbrahim’in soyundan geldiğini göz ardı ederek toprağın tarihsel mülkiyetini gerekçelendirmeye yol açtığıdır.
Üçüncü Bölüm: İsrail’e ilişkin tahrif ve etkisi
Kur’an, İsrail’in Yakub olduğunu açıkça belirtmemiştir; Yakub kendi adıyla anılan bir peygamber, İsrailoğulları ise bir topluluktur. İsrail’in peygamberin adı olarak sisteme dâhil edilmesi, Kur’anî sistemi bozar.
İsrail = Yakub diyen, Buhârî veya Müslim tarafından onaylanmamış zayıf rivayetler vardır; bunların gelenekte ortaya çıkması, insanların Kur’an metnini anlamasında karışıklığa yol açmıştır.
Dördüncü Bölüm: Tevrat’taki deliller
Tevrat’ta Yakub, bir güreşin ardından kimi zaman «İsrail» lakabıyla anılır (Yaratılış ٣٢:٢٨); bu lakap daha sonra İsrailoğulları topluluğunu adlandırmak için kullanılmıştır. Bu anlatı Kur’an’da yer almamış, ancak erken Yahudi geleneğine girmiştir; bunun sonucunda Batı ve Doğu düşüncesinde bireysel isim ile topluluk adı birbirine karıştırılmıştır.
Beşinci Bölüm: Tahrifin yansımaları
Tarihsel gerçeklerin çarpıtılması: İsrail’in Yakub’la özdeşleştirilmesi, İsrailoğullarının dinî ifadenin «doğal» bir uzantısı olarak anlaşılmasına yol açmıştır; oysa Kur’an, topluluğun peygamberin adından ayrı olduğunu açıklar. Bu durum, «tarihsel hak sahipliği» fikrine dayanarak toprak üzerinde siyasi iddiaların gerekçelendirilmesine yardımcı olmuştur.
Filistinlilerin haklarının kaybı: Tahrif, toprağın her zaman İsrailoğullarına ait olduğunu söyleyen bir anlatı yaratmış; İsmail aracılığıyla İbrahim’in soyundan gelen Arapların asli bir paya sahip olduğuna işaret eden Kur’anî karineleri göz ardı etmiştir. Bu da Filistinlilerin dinî ve etnik hak taleplerinin zayıflamasına yol açmıştır.
Teoriden pratiğe: Bazı taraflar, toprak mülkiyeti taleplerinde Tevrat anlatısına dayanmış; uluslararası tanıma ve Batı politikaları, kısmen bu metinsel tahrif aracılığıyla tarihsel hak temelinde gerekçelendirilmiştir. Oysa Kur’an metni, Filistinliler de dâhil olmak üzere Arapların, İbrahim’in soyunun doğal mirasçıları olduğunu açıklar.
Sonuç
Kur’an, soy, etnisite ve aidiyet konusunda titizdir; İbrahim Arap ve tevhid bakımından Müslümandır; Muhammed ﷺ, İbrahim’in soyundan gelen bir Araptır; İsrail, Yakub değildir ve iki ismi birbirine karıştırmak Kur’anî sistemi bozar; ikisini özdeşleştiren rivayetler zayıftır; Tevrat bu lakabı anmış, fakat Kur’an onu benimsememiştir; bu tahrif, tarihin ve Araplar ile Filistinlilerin haklarının çarpıtılmasına katkıda bulunmuştur.
Her peygamberin sabit bir adı, nitelikleri ve soyuyla açık bir bağı vardır; topluluk ise ayrı olarak anılır ve peygamberin adı topluluğun adıyla ya da topluluğun adı peygamberin adıyla değiştirilmez. Kur’an üzerinde derinlemesine düşünmeye bağlılık, hakları iade eder, tahrifleri çözümler ve tarih, soylar ve toprak konusunda doğru bir anlayış ortaya koyar.
