Uzman otomatik çeviri · terim ve kaynak denetiminden geçtiArapça özgün metin

Kur’an’ın Metodolojisi, Cinlerden ve İnsanlardan Saptıranlar ve Geleneksel Tahrifin Etkisi

Şeytani Düşünce

İçerik diliÖzgün dil: العربية
AnlatıcıTürkçe

Kur’an, isim ile sıfatı birbirinden ayırır; gelenek ise ikisini birbirine karıştırdığında, insanlardan olan saptırıcının rolünü gizlemiştir.

Giriş

İnsan, Kur’an karşısında yalnızca edilgen bir alıcı değildir; aksine, tedebbür etmek ve anlamakla yükümlüdür. Kur’an; isimler, sıfatlar ve nispetler konusunda titiz bir metodoloji sunar; kimin nebi, kimin saptırıcı olduğunu, mümin veya fasık toplulukların kimler olduğunu belirler. İnsanlardan olsun cinlerden olsun, her şahsiyetin belirli bir ismi ve açık bir sıfatı vardır.

Ancak gelenek ve yorumlar, daha sonra ismi sıfatla eşitleyerek indirgemelere başvurmuş; bu da bazı büyük hakikatlerin gizlenmesine yol açmıştır: insanlığın ilk cinayeti, insanlardan olan saptırıcı ve Allah’ın ayetlerinden sıyrılıp çıkan kişi.

Birinci Bölüm: İsimler ve Sıfatlar Metodolojisi

İsim, şahsiyeti değişmez biçimde belirler: Muhammed, İblis. Sıfat ise rolü, işlevi veya tabiatı belirler: nebi, resul, şeytan, tağut.

﴿وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِ﴾ (Hani meleklere, “Âdem’e secde edin” demiştik; İblis dışında hepsi secde etmişti. O cinlerdendi ve Rabbinin emrinin dışına çıktı.) [الكهف: ٥٠]

Burada isim İblis, sıfat ise şeytandır. Buna karşılık:

﴿وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ﴾ (Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [الأنبياء: ١٠٧]

Burada isim Muhammed, sıfat ise resul ve rahmettir. Sonuç olarak isim sabittir, sıfat ise rolle ilişkilidir; metnin doğru anlaşılması tedebbürü gerektirir.

Geleneksel eserlerin bir kısmı isimlerle sıfatları birbirine karıştırarak İblis, şeytan ve tağutu eş anlamlı hâle getirmiş; bu da insanlardan olan bazı saptırıcı şahsiyetlerin rolünün gizlenmesine yol açmıştır.

İkinci Bölüm: İnsanlığın İlk Cinayeti ve İnsanlardan Kaynaklanan Sapkınlık

Kur’an, sapkınlığın cinlerle sınırlı olmadığını açıklar:

﴿رَبَّنَا أَرِنَا الَّذَيْنِ أَضَلَّانَا مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنسِ﴾ (Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıran o ikisini bize göster.) [فصلت: ٢٩]

Cinlerden olan saptırıcının ismi açıktır: İblis; sıfatları ise şeytan ve tağuttur. İnsanlardan olan saptırıcının ismi ise açık değildir; ona işaret eden delil, sıfatlarıdır: insanlığın ilk cinayeti, sapkınlık ve ayetlerden sıyrılıp çıkma.

﴿وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ الَّذِي آتَيْنَاهُ آيَاتِنَا فَانسَلَخَ مِنْهَا فَأَتْبَعَهُ الشَّيْطَانُ فَكَانَ مِنَ الْغَاوِينَ﴾ (Onlara, kendisine ayetlerimizi verdiğimiz, fakat onlardan sıyrılıp çıkan kişinin haberini oku. Şeytan da onun peşine takıldı ve o, azgınlardan oldu.) [الأعراف: ١٧٥]

“Azgınlar” kelimesi, insanın azgınlıkta şeytanla ortaklığına işaret eder; yani saptırıcı insan sapkınlığı seçmiş ve ona katılmış, böylece Allah’ın ayetlerinden sıyrılıp çıkmıştır. Aynı sıfatın etkisi Sâmirî’de de görünür:

﴿فَأَخَذَ السَّامِرِيُّ عِجْلًا﴾ (Bunun üzerine Sâmirî bir buzağı aldı.) [طه: ٨٥]

Tevrat’ta ise Hâbil’in Kâbil tarafından öldürülmesi anlatılırken isim açıkça zikredilir (Yaratılış 4:8). Kur’an ise hakikate ulaşmanın anahtarı tedebbür olsun diye sıfatları ve etkiyi ortaya koyar.

Üçüncü Bölüm: Kur’an ve Gelenek

Gelenek, insanlardan olan saptırıcı ile cinlerden olan saptırıcıyı birbirine karıştırmış, zaman zaman sapkınlığın tamamını İblis’e indirgemiştir. Bu da insanın azgınlıkta şeytana ortak olduğuna ilişkin anlayışın kaybolmasına yol açmıştır. Saptırıcı insanın isminin ortadan kaybolması sonucunda insanlar sapkınlığın cinlerle sınırlı olduğunu sanmış; böylece tarihsel kavrayış ve sebep ile sonuç arasında bağ kurma zayıflamıştır.

﴿وَمَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ﴾ (Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.) [الأنعام: ٣٨]

Dördüncü Bölüm: Tarihte Saptıranlar

Cinlerden olan saptırıcı — İblis: İsmi sabittir, sıfatları şeytan ve tağuttur. İnsanları azdırır, fakat onları zorlamaz; dolayısıyla insanın seçimi mevcuttur.

İnsanlardan olan saptırıcı: Kur’an ona sıfatlarla işaret eder: Kardeşini öldürerek insanlığın ilk cinayetini işlemiş ve ﴿فَأَتْبَعَهُ الشَّيْطَانُ فَكَانَ مِنَ الْغَاوِينَ﴾ (Şeytan da onun peşine takıldı ve o, azgınlardan oldu.) ifadesinde olduğu gibi azgınlıkta şeytana ortak olmuştur. İsim, tedebbür ve olaylar arasında bağ kurulmasıyla ortaya çıkar.

Geleneğin etkisi, ismi gizlemesi veya sıfatları indirgemesi olmuştur; böylece insanlardan olan saptırıcının sapkınlıkta şeytana ortak olduğunun anlaşılmasında karışıklık doğmuştur.

Büyük Fesat: Ortak Bir Oyun

Kur’an, sapkınlığın cinlerle sınırlı olmadığını, insanların bizzat buna katıldığını açıkça ortaya koyar. İblis ve soyu tuzaklar kurar, vesvese verir ve azdırır; fakat saptırıcı insan, boyun eğmeyi kendisi seçer ve fesada ortak olur.

Tahrifi gerçekleştiren, hakikatleri değiştiren ve sapkınlığı insanlar arasında uygulamaya koyan, insan tarafıdır. Yüzyıllar boyunca bu çizgi, hakikatin üzerini örtmek, isimleri ve sıfatları gizlemek ve sıradan insanları bilinçsiz araçlara dönüştürmek üzere birbirine karışmış gelenek katmanlarıyla ittifak kurmuştur.

Sonuç

Kur’an, isim ile sıfatı, kişi ile topluluğu birbirinden ayıran ve tedebbürü emreden açık bir yöntemdir. Gelenek ise ismi sıfatla birleştirmiş, sapkınlığın tamamını İblis’e indirgemiş ve insanlardan olan saptırıcının şahsiyetini silikleştirmiştir. Bunun etkisi, bireysel tedebbürün zayıflaması, geleneğin kutsallaştırılması ve sapkınlık ile tarih hakkında yanlış bir tasavvurun oluşması olmuştur.

Buradan çıkarılacak ders, sapkınlığa ilişkin sorumluluğun cinlerle insanlar arasında ortak olduğu ve basitleştirme girişimlerine rağmen Kur’anî hakikatlerin titizlik taşıdığıdır: İsim kimliği, sıfat rolü belirler; hakikati açığa çıkaran ve gerçekliğin doğru anlaşılmasını yeniden sağlayan ise yalnızca tedebbürdür.