Uzman otomatik çeviri · terim ve kaynak denetiminden geçtiArapça özgün metin

Koronadan İran Savaşına: Büyük Orta Doğu Aldatmacası ve Nüfuzun Yeniden Şekillendirilmesi

Şeytani Düşünce

İçerik diliÖzgün dil: العربية
AnlatıcıTürkçe

Rakipleri yıpratan, enerji güzergâhlarını ve nüfuzu yeniden düzenleyen kademeli bir krizler zinciri — peki, bundan gerçekte kim yararlanıyor?

Giriş

Orta Doğu, özellikle de Körfez bölgesi, bugün son on yılların en hassas dönemlerinden birinden geçiyor. İran’la mevcut çatışma, nükleer program ve füzelerle sınırlı değil; Orta Doğu’yu yeniden şekillendirmeye ve onu dinî-siyasi ve stratejik bir projeye bağlamaya yönelik daha büyük bir projenin parçasıdır. İsrail başbakanının açıklamaları, hedefin yalnızca İran’ın kapasitesini ortadan kaldırmak değil, küresel enerji güzergâhlarını yeniden çizmek ve bölgedeki hegemonyayı pekiştirmek olduğunu teyit ediyor.

Temel soru: İran’a karşı savaşın amacı bir nükleer tehdidi kontrol altına almak mı, yoksa bu savaş siyasi, dinî ve ekonomik nüfuzu yeniden düzenlemeye yönelik daha geniş bir projenin adımı mı?

Birincisi: Koronadan Bu Yana Büyük Aldatmaca

Korona (2020–2022): Bilgi üzerinde denetimin ve açıklananla gizlenen arasındaki ayrışmanın damgasını vurduğu bir dönemin başlangıcı; küresel ekonominin sarsılması ve özellikle Körfez ülkeleri olmak üzere devletlerin yıpratılması; büyük dönüşümlere zemin hazırlanması.

Ukrayna Savaşı (2022–2024): Batı’nın Rusya’yı ekonomik ve askerî bakımdan zayıflatmak için milyarlar harcadığı, eşit olmayan bir yıpratma savaşı. Hedef yalnızca Ukrayna değil, küresel nüfuzun yeniden düzenlenmesidir; böylece «görünürdeki savaşa karşılık gizli hedef» örüntüsü ortaya çıkıyor.

Suriye ve Gazze: Süregelen çatışmalar, İsrail projesinin dinî ve siyasi boyutunun etkinleştirilmesiyle birlikte, askerî ve siyasi nüfuzun yeniden dağıtılmasının bir aracıdır; askerî gücü simgesel boyutla ilişkilendiren mevcut aşamaya da zemin hazırlamaktadır.

İsrail ile İran Arasındaki Mevcut Savaş: İran tesislerine yönelik saldırılar yalnızca askerî bir karşılaşma değil, enerji güzergâhlarının yeniden çizilmesi ve büyük çıkarların güvence altına alınmasıdır. En büyük kaybedenler Körfez ülkeleri ve küresel ekonomidir; Amerika ise Ukrayna’da olduğu gibi ekonomik ve askerî bakımdan yıpratılıyor.

Sonuç: Bütün bu olaylar, rakipleri yıpratmak ve nüfuzu yeniden şekillendirmek için krizler üzerinden ilerleyen bir «küresel aldatmaca» varsayımıyla örtüşüyor.

İkincisi: Projenin Merkezindeki Siyasi Liderlik

Netanyahu, dinî fikirleri stratejik gerçekliğe dönüştüren siyasi gücü temsil ediyor: Kudüs’ün küresel ölçekteki merkezîliğini sağlamlaştırmak, İsrail’in nüfuzunu genişletmek ve Amerika Birleşik Devletleri’ni İsrail politikalarını desteklemeye yöneltmek. Kudüs’ün başkent olarak tanınması, Amerikan büyükelçiliğinin taşınması ve normalleşme anlaşmaları bunun örneklerindendir.

İran’la çatışmanın yönetiminde Tahran, en büyük askerî hasım ve direniş hareketlerinin destekçisi konumundadır; ona darbe vurulması ya da onun zayıflatılması, bölgesel güç dengelerinin değiştirilmesine zemin hazırlıyor. Ayrıca İsrail’in güvenliği bölgesel dönüşümlerle ilişkilendiriliyor; güvenlik ve ekonomi alanlarındaki iş birliğinin genişletilmesi ve ittifaklar haritasının yeniden çizilmesiyle İsrail, hasımlarla çevrili bir devletten bölgesel bir nüfuz merkezine dönüşüyor.

Simgesel ve dinî boyutta ise bazı akımlar, siyasi liderlerin Üçüncü Tapınak ve Kudüs’le bağlantılı büyük bir tarihsel aşamaya zemin hazırlayabileceğini düşünüyor. Dinî inanç ile resmî politikalar arasındaki fark önemlidir; ancak bu, stratejik projenin derinliğini yansıtıyor.

Üçüncüsü: Yararlananlar ve Kaybedenler

Yararlananlar: Askerî ve stratejik üstünlük, siyasi nüfuz ve enerji güzergâhları üzerinde denetim elde eden İsrail; krizlerden, değeri çöken varlıkların satın alınmasından, enerji ve savunma yatırımlarından muazzam kârlar sağlayan büyük küresel finans kuruluşları.

Kaybedenler: Petrol ihracatındaki aksaklıklar, artan nakliye maliyetleri ve doğrudan güvenlik riskleriyle Körfez ülkeleri; çöküş tehlikesi altındaki ekonomisi, askerî ve siyasi baskılarla İran; ekonomik maliyetler ve nüfuzunun uzun vadede aşınmasıyla Amerika Birleşik Devletleri; yükselen petrol fiyatları, tedarik zincirlerindeki aksamalar ve muhtemel bir durgunlukla küresel ekonomi.

Dördüncüsü: Savaşa Alternatif Olarak Uluslararası Hukukun İşletilmesi

VII. Bölümün Kullanılması: Körfez ülkeleri, tehdit dosyasını uluslararası barış ve güvenliğe yönelik bir tehdit olarak Güvenlik Konseyi’ne taşır. Böylece VII. Bölüm, son çare olarak uluslararası güç kullanımının yanı sıra ekonomik yaptırımlar, silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat kısıtlamaları uygulanmasına imkân tanır.

Bölgesel Diplomatik Girişim: Üzerinde mutabık kalınmış kapsamlı bir dosya sunmak üzere Körfez ülkelerinin ortak tutumunun koordine edilmesi ve kararın etkinliğini sağlamak için etkili bölgesel ve uluslararası güçlerin sürece dâhil edilmesi.

Çin’in ve Uluslararası Ekibin Rolü: Çin’in, bölgenin istikrarı ve enerji güzergâhlarının korunması için başlıca destekçi olarak kazanılması; açık bir savaş olmaksızın tedbirlerin uygulanma ihtimalini artıracak bir mutabakat sağlamak üzere daimî üye devletlerle iş birliği yapılması.

Pratik Hedefler: Petrolü ve küresel ekonomiyi tehdit eden doğrudan savaştan kaçınmak, daha fazla kan dökülmeden kesintisiz ekonomik ve siyasi baskı sağlamak, özellikle Hürmüz Boğazı ve Babülmendep’te bölgesel güvenliği ve ticaretin istikrarını korumak.

VII. Bölüm ciddi ve bağlayıcı biçimde işletilirse en büyük kayıp İsrail’in olacaktır; çünkü enerji güzergâhlarını yeniden çizme projesi dünyanın önünde açığa çıkacaktır. İran ise bir hedef olmaktan çıkıp uluslararası siyasette meşru bir aktöre dönüşecektir; Körfez ve Çin de enerji istikrarını sağlamak için daha serbest hareket edebilecektir.

Beşincisi: Tutarlı Örüntü

Korona ← Ukrayna ← Suriye ve Gazze ← İsrail ve İran: Kademeli bir krizler zinciri, rakiplerin yıpratılması ve siyasi, dinî ve ekonomik nüfuzun yeniden düzenlenmesi.

Savaşın gerçek hedefi, İsrail’i Hürmüz Boğazı ve Babülmendep’ten uzakta, Doğu’yu Batı’ya bağlayan merkezî düğüm noktasına dönüştürecek biçimde küresel enerji güzergâhlarını yeniden çizmektir. Beklenen sonuçlar: İsrail başlıca yararlanan taraf olurken Körfez ülkeleri ve İran kaybedecek; dünya, Amerika ve Avrupa’nın muhtemel yıpranmasıyla birlikte enerji alanında, petrol ve gaz piyasalarında bir krizle karşı karşıya kalacaktır.

Sonuç

Orta Doğu bugün yalnızca bir çatışma sahası değil, güç ve nüfuzun yeniden düzenlendiği küresel bir laboratuvardır: En çok yararlanan İsrail, mali bakımdan yararlanan küresel kuruluşlar, jeopolitik bakımdan yararlanan Rusya ve Çin; en büyük kaybedenler ise Körfez, İran, küresel ekonomi ve Amerikan nüfuzudur.

Gerçek niyetleri ancak zaman açığa çıkarabilir; fakat mevcut göstergeler, büyük aldatmacanın doruk noktasında olduğumuzu söylüyor.