Uzman otomatik çeviri · terim ve kaynak denetiminden geçtiArapça özgün metin

Yeryüzü Hayatından Önce İnsan

Kur’an’ı kendi içinden okumak

İçerik diliÖzgün dil: العربية
AnlatıcıTürkçe

Yaratılış, şahitlik ve insanlığın başlangıcı üzerine Kur’an merkezli bir okuma: Kur’an açıkça ne söyledi, ona hangi tasavvur ve rivayetler eklendi?

İnsanın hikâyesinde temel bir soru vardır: İnsanlık yeryüzünde yalnızca Âdem ve eşiyle mi başladı, ardından bütün insanlık onların soyundan mı geldi?

Bu tasavvur dinî bilinçte öylesine yerleşmiştir ki birçok kişi için araştırılmaya ihtiyaç duymayan bir hakikate dönüşmüştür. Oysa Kur’an’ın kendisine döndüğümüzde, Kur’an’ın Âdem’in yaratılışını açıkça zikrettiğini, Âdemoğullarından ve onların soylarından söz ettiğini görürüz; ancak Âdem ile eşinin yeryüzündeki yegâne insanlar olduğunu açıkça söylemez. İnsanlığın çoğalması için Âdem’in oğullarının kız kardeşleriyle evlendiğini de belirtmez.

Asıl soru buradan doğar: Yeryüzü hayatının başlangıcı, alışageldiğimiz tasavvurdan daha geniş olabilir mi? İnsanın varlığı, yeryüzündeki hayatından önceye uzanıyor olabilir mi?

Bu araştırma Âdem’in yaratılışını ya da insanın hikâyesindeki yerini inkâr etmez. Yalnızca ayetleri bir arada okumaya ve Kur’an’ın açıkça söyledikleriyle hikâyeye sonradan eklenen tasavvur ve rivayetleri birbirinden ayırmaya çalışır.

Birincisi: İnsan ve yeryüzü hayatından önceki varlığı

Yüce Allah şöyle buyurur:

﴿وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَىٰ أَنفُسِهِمْ أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ ۖ قَالُوا بَلَىٰ شَهِدْنَا ۛ أَن تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَٰذَا غَافِلِينَ ۝ أَوْ تَقُولُوا إِنَّمَا أَشْرَكَ آبَاؤُنَا مِن قَبْلُ وَكُنَّا ذُرِّيَّةً مِّن بَعْدِهِمْ ۖ أَفَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ الْمُبْطِلُونَ ۝ وَكَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ وَلَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ﴾ (Hani Rabbin Âdemoğullarından, onların sırtlarından soylarını almış ve onları kendileri hakkında şahit tutmuştu: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Onlar, “Evet, şahit olduk” demişlerdi. Bu, kıyamet günü “Biz bundan habersizdik” dememeniz yahut “Daha önce ortak koşanlar atalarımızdı; biz ise onlardan sonra gelen bir nesildik. Bâtıla yönelenlerin yaptıkları yüzünden bizi helâk mi edeceksin?” dememeniz içindir. İşte ayetleri böyle ayrıntılı biçimde açıklıyoruz; umulur ki dönerler.) [الأعراف: ١٧٢–١٧٤]

Buradaki Kur’an sahnesi dikkat çekicidir; Kur’an, Âdemoğullarını ve onların soylarını şahitlik makamında karşımıza koyar: ﴿أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ ۖ قَالُوا بَلَىٰ﴾ (“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Onlar, “Evet” dediler). Ardından bu şahitliğin, insanın kıyamet günündeki sorumluluğuyla bağlantılı olduğunu açıklar; böylece insan habersiz olduğunu söyleyemesin veya atalarını kendisi için bir mazeret olarak ileri süremesin.

Bu, önümüzde önemli bir soru açar: İnsanın hikâyesi yeryüzündeki doğumuyla mı başlar, yoksa onun bu hayattan önceki bir evresi var mıdır?

Ayet, insanın önceki bir varlığını ve önceki bir şahitliğini ortaya koyar; ancak bu varlığın mahiyeti ya da biçimi hakkında bilgi vermez. Dolayısıyla insanın o evrede, yeryüzünde bildiğimiz bedensel biçimin aynısına sahip olduğunu varsaymamalıyız.

Yüce Allah şöyle buyurur:

﴿وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَىٰ كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ﴾ (Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi bize teker teker geldiniz.) [الأنعام: ٩٤]

﴿كَمَا بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُّعِيدُهُ﴾ (İlk yaratmayı nasıl başlattıysak onu yeniden gerçekleştireceğiz.) [الأنبياء: ١٠٤]

Kur’an ilk yaratılıştan ve yeniden yaratılıştan söz eder; insanın nasıl gerçekleştiğini bütünüyle kavrayamadığı ilk başlangıcın mahiyeti üzerinde tefekkür etmemiz için bize alan bırakır.

İkincisi: İki kez öldürülme ve iki kez diriltilme

Ardından başka bir ayet, bu tabloya önemli bir anahtar ekler:

﴿كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَكُنتُمْ أَمْوَاتًا فَأَحْيَاكُمْ ۖ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ۖ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ﴾ (Allah’ı nasıl inkâr edersiniz? Siz ölüler iken O size hayat verdi. Sonra sizi öldürecek, sonra yeniden diriltecek, ardından O’na döndürüleceksiniz.) [البقرة: ٢٨]

Ayet bir sıralama sunar: ölüm ← hayat ← ölüm ← hayat ← Allah’a dönüş. Ardından şu açık ifade gelir:

﴿قَالُوا رَبَّنَا أَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ وَأَحْيَيْتَنَا اثْنَتَيْنِ﴾ (“Rabbimiz! Bizi iki kez öldürdün, iki kez dirilttin” dediler.) [غافر: ١١]

Burada şu soru belirir: İlk ölüm nedir? İlk hayat nedir?

Yeryüzü hayatı bu iki hayattan biri, bildiğimiz ölüm de iki kez öldürülmeden biri ise ayetler, yeryüzü hayatından önce bir evrenin var olma ihtimalini açar.

Bunu A‘râf suresindeki şahitlik sahnesiyle bir araya getirdiğimizde, karşımıza sıralı bir tablo çıkar: ilk yaratılış ← önceki varlık ← şahitlik ← yeryüzü hayatı ← ölüm ← yeniden diriliş ve başka bir hayat ← Allah’a dönüş.

Yeryüzündeki doğum, zorunlu olarak insanın hikâyesinin başlangıcı değil, varoluşunun evrelerinden birinin başlangıcıdır.

Üçüncüsü: Yeryüzü hayatının başlangıcında Âdem yalnız mıydı?

Burada araştırmanın eksenini oluşturan soruya geliyoruz. Kur’an, Âdem’in yaratılışını teyit eder:

﴿إِنَّ مَثَلَ عِيسَىٰ عِندَ اللَّهِ كَمَثَلِ آدَمَ ۖ خَلَقَهُ مِن تُرَابٍ ثُمَّ قَالَ لَهُ كُن فَيَكُونُ﴾ (Allah katında Îsâ’nın durumu Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol” dedi; o da olur.) [آل عمران: ٥٩]

﴿إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا مِّن طِينٍ﴾ (Hani Rabbin meleklere, “Ben çamurdan bir insan yaratacağım” demişti.) [ص: ٧١]

Öyleyse Âdem’in yaratılışı, inkâra yer bırakmayan Kur’anî bir hakikattir. Ancak bu hakikat ile başka bir iddia arasında fark vardır: Yeryüzü hayatının başlangıcında var olan yegâne insanların Âdem ve eşi olduğu ve bütün insanların biyolojik olarak onlardan geldiği iddiası. Bu son ayrıntı bağımsız bir delil gerektirir.

Kur’an, Âdem ile eşinin yeryüzünde yalnız olduklarını söylememiş, insanların çoğalmasını açıklamak için Âdem’in oğullarının kız kardeşleriyle evlendiğini de zikretmemiştir. Buradan hareketle tedebbür, başka bir tasavvura kapı açabilir: Âdem’in daha geniş bir insanlık başlangıcının parçası olduğu ve yeryüzü hayatının başlangıcının yalnızca Âdem ve eşiyle sınırlı olmadığı tasavvuruna.

Soru, “Âdem’in oğulları kimlerle evlendi?” olmaktan çıkarak daha önce sorulması gereken bir soruya dönüşür: Kur’an, Âdem ve eşinin yegâne insanlar olduğunu söylemiyorsa, buna gerçekten ihtiyaçları var mıydı?

Dördüncüsü: İnsan çeşitliliği ve renklerin farklılığı

Yüce Allah şöyle buyurur:

﴿وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَانِكُمْ ۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَاتٍ لِّلْعَالِمِينَ﴾ (Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklılığı O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için ayetler vardır.) [الروم: ٢٢]

﴿يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَىٰ وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا﴾ (Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık; birbirinizi tanımanız için sizi halklara ve kabilelere ayırdık.) [الحجرات: ١٣]

Kur’an, renkleri, dilleri, halkları ve kabileleri bakımından farklı insanları karşımıza koyar ve bu farklılığı Allah’ın ayetlerinden sayar. Burada meşru bir soru belirir: Bütün bu çeşitlilik, yalnızca tek bir çiftle başlayan bir sürecin sonucu muydu; yoksa insan hayatının başlangıcı daha genişti de üreme ve çeşitlenme nesiller boyunca devam mı etti?

Rûm suresindeki ayet, Âdem’le birlikte birden fazla topluluğun indiğini söylemez; ona söylemediğini nispet etmemeliyiz. Ancak yaratılış, şahitlik, soy ve çeşitlilik ayetleri bir araya getirildiğinde, ortaya çıkan tablo önümüzde bu ihtimali açabilir.

Beşincisi: Daha geniş bir insanlık başlangıcı içinde Âdem

Bu tasavvura göre tablo şöyle sıralanabilir: insanın ilk yaratılışı ← önceki varlık ← yeryüzü hayatının başlangıcı ← bu başlangıç içinde Âdem ve eşi ← daha geniş bir insan varlığı ← soyun ve üremenin devamı.

Burada Âdem, zorunlu olarak bütün insanların kendisinden başladığı yegâne biyolojik nokta olmaktan ziyade, insanın hikâyesinde ve Âdemoğullarına yönelik hitapta merkezî bir şahsiyet hâline gelir. Bu da iki hususu birbirinden ayırmamızı gerektirir: yaratılışın kökeni ve soyun devamı.

Soy, nesillerin devamını ifade eder; Kur’an’da zikredilmesi, insanlığın biyolojik başlangıç noktasının yalnızca iki kişiyle sınırlı olmasını gerektirmez.

Altıncısı: Yaratılıştan soya

﴿وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ﴾ (Hani Rabbin Âdemoğullarından, onların sırtlarından soylarını almıştı.) [الأعراف: ١٧٢]

Bu okuma bağlamında soy, insan hayatının sürmesinin ve nesilden nesile aktarılmasının evrelerinden biri olarak görülebilir. Bu nedenle Kur’an’da şu hitap tekrarlanır: ﴿يَا بَنِي آدَمَ﴾ (Ey Âdemoğulları!).

Âdem’e nispet edilmek, her insanın doğrudan Âdem ve eşinden doğmuş olmasını zorunlu kılmaz; Âdem, Âdemoğulları hitabının bağlı olduğu evrenin referans alınan kökeni olabilir, insanlık ise bundan sonra soy ve üreme yoluyla devam etmiş olabilir.

Kur’an ne söyledi? İnsan ne ekledi?

Yedincisi: Fıtrat ve şahitlik

﴿فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا ۚ فِطْرَتَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا﴾ (Yüzünü hanîf olarak dine çevir; Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata yönel.) [الروم: ٣٠]

Fıtrat ayetini şahitlik sahnesinin yanına koyduğumuzda, ﴿أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ ۖ قَالُوا بَلَىٰ﴾ (“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Onlar, “Evet” dediler), üzerinde düşünülmeye değer bir bağ belirir: önceki bir şahitlik, ardından Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrat.

Kur’an’da insan, her şeyin yeryüzündeki doğumuyla başladığı bir varlıktan ibaret olarak sunulmaz; Kur’an’daki hikâyede önceki bir şahitlik sahnesi vardır, ardından taşıdığı sınanma ve sorumlulukla yeryüzü hayatı gelir. Bu nedenle insan kıyamet günü, ﴿إِنَّا كُنَّا عَنْ هَٰذَا غَافِلِينَ﴾ (Biz bundan habersizdik) der ve atalarını bir mazeret olarak ileri süremez: ﴿إِنَّمَا أَشْرَكَ آبَاؤُنَا مِن قَبْلُ﴾ (Daha önce ortak koşanlar atalarımızdı).

İnsan seçiminden sorumludur; atalarından devraldıklarını kendisini sorumluluktan muaf tutacak bir gerekçe hâline getiremez.

Sekizincisi: Biyoloji ne söylüyor?

İnsan çeşitliliğine geldiğimizde, bilimin bağımsız biçimde araştırabileceği bir soru ortaya çıkar: İnsan çeşitliliği nasıl oluştu? Özellikler nasıl aktarıldı ve insan toplulukları arasındaki genetik farklılık nesiller boyunca nasıl birikti?

Bunlar biyoloji ve genetiğin DNA, mutasyonlar, genetik rekombinasyon ve insan toplulukları içindeki çeşitlilik üzerinden incelediği sorulardır. Bilimi Kur’an’ın hasmına dönüştürmemize gerek olmadığı gibi, DNA’yı gaybın deliline dönüştürmemize de gerek yoktur.

Daha isabetli soru şudur: Genetik veriler insan topluluklarının tarihi hakkında neyi ortaya koyar? Ortaya koydukları, bütün insanlığın biyolojik kökenini yalnızca bir erkek ve bir kadınla sınırlayan tasavvurla uyuşur mu? Bu, bizzat bilimsel verilerle araştırılması gereken bilimsel bir sorudur.

Buna karşılık, DNA’nın tek başına insanlığın başlangıcının çoğul olduğunu kanıtladığını söylemek de doğru değildir; bu, bilimin kanıtlayabileceğinin ötesine geçen bir sonuçtur. Öyleyse sorgulamada birbirini tamamlayan iki alanla karşı karşıyayız: Kur’an yaratılışı, şahitliği, fıtratı, gayeyi, sorumluluğu ve Allah’a dönüşü ele alır; bilim ise insanlık tarihinin maddi ve genetik izlerini araştırır. Birinin diğerinin yerini alması gerekmez.

Bütünsel tablo

Yaratılış, şahitlik, ölüm, hayat, soy ve çeşitlilikle ilgili ayetleri bir araya getirdiğimizde, insanın hikâyesine ilişkin daha geniş bir okuma belirir: ilk yaratılış ← önceki varlık ← şahitlik ﴿أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ﴾ (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) ← yeryüzü hayatı ← daha geniş bir insanlık başlangıcı ← bu başlangıç içinde Âdem ← soyun ve üremenin devamı ← ölüm ← yeniden diriliş ← diğer hayat ← Allah’a dönüş.

Bu okuma Âdem’i inkâr etmez; aksine onun insanlığın başlangıcındaki yeriyle ilgili soruyu yeniden gündeme getirir. Kur’an’ın birden fazla insan topluluğunun Âdem’le birlikte indiğini açıkça söylediğini de ileri sürmez. Yalnızca Kur’an’ın, Âdem ve eşinin yeryüzündeki yegâne insanlar olduğunu açıkça söylemediğini ve ayetlerin bir araya getirilmesinin daha geniş bir tasavvura alan açtığını söyler.

Kur’an önümüzde yeryüzü hayatından önce başlayan ve ölümün ötesine uzanan bir hikâye açarken, biz yeryüzünü insanın hikâyesinin başlangıcı mı yaptık?

Kur’an’da insan, doğumla başlayıp ölümle sona eren bir bedenden ibaret değildir. Bu bir yolculuktur: yaratılış, şahitlik, hayat, ölüm, yeniden diriliş ve dönüş.

Yaratılışın birliği, ırk ve renge dayalı ırkçılığı yıkar

Bu okumanın açığa çıkardığı en önemli sonuçlardan biri, insanların renk ve dil bakımından farklılığının Kur’an’da bir üstünlük temeli olarak sunulmamasıdır.

﴿وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَانِكُمْ﴾ (Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklılığı O’nun ayetlerindendir.) [الروم: ٢٢]

Ardından Kur’an, değerli olmanın ölçütünü belirler:

﴿إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ﴾ (Allah katında en değerliniz, takvâsı en fazla olanınızdır.) [الحجرات: ١٣]

Renk, değerli olmanın ölçütü değildir; ırk, üstünlüğün ölçütü değildir; soy, bir insanın diğerinden üstün olmasının sebebi değildir. İnsanların farklılığı bir ayettir; değerli olmanın ölçütü ise takvâdır. Böylece yaratılışın birliği, insanın kökenini aşan bir anlama dönüşür; rengi, ırkı ya da soyu bir insanın diğerine karşı ayrıcalığının sebebi sayan her tasavvuru yıkar.

İnsanın başlangıcını neden yeniden anlamamız gerekiyor?

Çünkü insanın başlangıcına dair soru, yalnızca geçmişe dair bir soru değildir. Bu, insanın kendisine dair bir sorudur: Nereden geldi? Yeryüzüne neden geldi? Buradaki sorumluluğu nedir? Nereye dönecek?

﴿وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ﴾ (Andolsun, Âdemoğullarını onurlandırdık.) [الإسراء: ٧٠]

﴿إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً﴾ (Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim.) [البقرة: ٣٠]

﴿وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ﴾ (Onu insan yüklendi.) [الأحزاب: ٧٢]

Bu nedenle insanın başlangıcını anlamak, onun konumunu, sorumluluğunu ve yeryüzündeki varlığının anlamını kavrayışımızı etkiler. Yeryüzünü başlangıç noktası yaparsak, insanın hikâyesi ilk doğumuna indirgenir. Oysa yaratılış, şahitlik, ölüm, hayat, soy ve fıtrat ayetlerini birlikte okursak, yeryüzü daha büyük bir yolculuğun evresi hâline gelir.

Devralınan miras bir perdeye dönüştüğünde

Yoldan çıkarma her zaman insanı Kur’an’dan uzaklaştırmakla gerçekleşmeyebilir; kimi zaman insan ile metin arasına beşerî tasavvurlar yerleştirmekle de gerçekleşebilir. Öyle ki Kur’an hakkında söylenenler, insanın gözünde Kur’an’ın kendisiymiş gibi olur.

İnsanın başlangıcı meselesinde, Kur’an’ın zikrettikleriyle sonraki rivayet ve tasavvurların getirdiklerini birbirinden ayırmalıyız. Âdem’in yaratılışı Kur’an’da zikredilmiştir. Fakat Âdem ve eşinin yeryüzündeki bütün insanlığı tek başlarına oluşturduğu ve insanlığın başlaması için Âdem’in oğullarının kız kardeşleriyle evlendiği iddiası, Kur’an’ın açıkça zikretmediği ayrıntılardır.

Burada Kur’an’ın ilkesi devreye girer:

﴿وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ﴾ (Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme.) [الإسراء: ٣٦]

Kur’an, saptırmanın, kuruntulara sevk etmenin ve Allah’ın var ettiğini değiştirmenin yoldan çıkarma yöntemleri arasında olduğunu ortaya koyar:

﴿وَلَأُضِلَّنَّهُمْ وَلَأُمَنِّيَنَّهُمْ﴾ (Onları mutlaka saptıracağım ve mutlaka kuruntulara sevk edeceğim.) [النساء: ١١٩]

Tehlike, bizatihi tefsirin ya da geleneğin varlığında değil, beşerî içtihadın insanın ayete dönmesini ve onu Kur’an’ın kendi içinden tedebbür etmesini engelleyen bir otoriteye dönüşmesindedir. Buradan hareketle şu soru meşru hâle gelir: İnsanın, Kur’an’ın kendisi sandığı, devralınmış bir tasavvur aracılığıyla Kur’an’ı tedebbür etmekten alıkonulması, yoldan çıkarmanın biçimlerinden biri olabilir mi?

Aynı bağlam, dikkat çekici bir çağrıyla sona erer:

﴿وَكَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ وَلَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ﴾ (İşte ayetleri böyle ayrıntılı biçimde açıklıyoruz; umulur ki dönerler.) [الأعراف: ١٧٤]

Buradaki dönüş, devraldıklarımızı insan ile ayetler arasında bir perdeye dönüştürmeden, ayetlere dönmek, onları bir araya getirmek ve üzerlerinde düşünmektir.

Sonuçta bu araştırma, Kur’an’ın Âdem hakkında söylediklerini inkâr etmeye değil, daha belirli bir soruya dayanır: Kur’an gerçekten Âdem ve eşinin tek başlarına bütün insanlığın kökeni olduğunu söyledi mi? Söylediyse, o ayet getirilsin. Söylemediyse, Kur’an’a söylemediğini nispet etmek yöntem bakımından doğru değildir.

Ayet anahtarı verir; ayetler bir arada tabloyu açığa çıkarır. Açık kalan soru yalnızca “İnsan nasıl başladı?” değildir; aynı zamanda şudur: İnsanın başlangıcını Kur’an’ın ortaya koyduğu biçimde mi anladık, yoksa bir tasavvuru miras alıp ardından Kur’an’ı onun üzerinden mi okuduk?

Allah’ın yeryüzünde halife kıldığı ve emaneti yüklenen insanın hikâyesi, başlangıcından itibaren anlaşılmayı hak eder; başlangıcının yeryüzünde doğduğu ana indirgenmesini değil. Bu nedenle ilk yaratılışı ve insanlığın başlangıcını yeniden anlamak, yalnızca insanın başlangıcına ilişkin tasavvurumuzu değil, onun konumuna, sorumluluğuna, Allah’la ilişkisine ve yeryüzündeki varlığının anlamına dair kavrayışımızı da değiştirebilir.

İnsanın başlangıcına dair soru, yalnızca geçmişe dair bir soru değildir; bugün olduğumuz insana, içinden geldiği yolculuğa ve nereye yöneldiğine dair bir sorudur.