Uzman otomatik çeviri · terim ve kaynak denetiminden geçtiArapça özgün metin

Mantık Dışı Savaş: Algı Yönetimi ve İşlevsel Düşman Döngüsünün Sonu

Şeytani Düşünce

İçerik diliÖzgün dil: العربية
AnlatıcıTürkçe

2003 Irak’ındaki kesin sonuç alıcı savaş modeli ile İran–İsrail–Amerika çatışmasının karşılaştırılması ve yeniden konumlanma sonrasına ilişkin soru.

Giriş

Geleneksel olarak savaşlar, hedefin açıklığı ve kesin sonuca ulaşma hızıyla ölçülür: bir rejimi devirmek, bir toprağı işgal etmek veya siyasi koşullar dayatmak. Ancak ABD’nin daha geniş şemsiyesi altında İran ile İsrail arasındaki çatışma bu mantıkla ilerlemiyor: ne kara istilası ne dünya çapında kapsamlı bir seferberlik ne de bir rejimin devrileceğine ilişkin açık bir ilan var; buna rağmen gerilim sürüyor.

Geleneksel savaşlarda planlar en kötü senaryo üzerine kurulur; ardından, 2003’te Irak’ta olduğu gibi, düşmanın güç merkezini imha etmeyi ve kayıpları azaltmayı amaçlayan, kesin sonuç almaya yönelik bir strateji uygulanır. Ancak bu çatışmada söz konusu model uygulanmadı; ne kapsamlı bir seferberlik ne geniş bir istila koalisyonu ne de rejimi devirmeye yönelik açıklanmış bir plan var. Bunun yerine, sınırlı saldırılar ve karşılıklı caydırıcılık eşliğinde tırmanma hesaplı biçimde yönetiliyor. Bu da hedefin bütünüyle kesin sonuç almak değil, dengeyi kontrol altında tutmak ve topyekûn bir patlamayı önlemek olduğunu gösteriyor.

Birincisi: Irak Modeli — Kesin Sonuç Alıcı Savaş

İzlenen yol klasikti: yaklaşık bir yıl süren medya seferberliği; kitle imha silahları söylemi; Güvenlik Konseyinde diplomatik girişimler; iç siyasette Kongrenin sağladığı destek; onlarca ülkeyi içeren bir koalisyon; Körfez’de aylar süren kara kuvvetleri yığınağı; tam hava hâkimiyeti ve ardından iletişim ile ikmal hatlarının kesilmesi; haftalar içinde rejimin devrilmesi.

Denklem açıktı: ilan edilmiş düşman + geniş koalisyon + doğrudan istila + hızla kesin sonuç alma. Irak, askerî bakımdan İran’dan daha zayıf olmasına rağmen bütünüyle çökertildi.

İkincisi: İran Modeli — Devirme Değil, Yönetme

İran söz konusu olduğunda tablo tersine dönüyor: rejimi devirmeye yönelik uzun süreli küresel bir seferberlik, savaş için geniş bir uluslararası koalisyon veya uzun vadeli bir kara kuvvetleri yığınağı yok; bunun yerine sınırlı saldırılar, kontrol altında tutulan bir tırmanma tavanı ve kapsamlı istila yerine uzun süreli yaptırımlar var. Peki İran Irak’tan daha güçlüyse neden aynı şekilde muamele görmüyor? Burada «işlevsel düşman» hipotezi devreye giriyor.

Üçüncüsü: Devrilmeyen, Yönetilen Düşman

Bu tasavvurda İran, kesin sonuç alınacak bir hedef değil, bir denge denkleminin içindeki unsurdur; sürekli bir hasım olarak varlığı, ABD’nin Körfez’deki askerî mevcudiyetini gerekçelendirir, silah anlaşmalarını ve ittifakları güçlendirir, enerji piyasalarını tümüyle işlemez hâle getirmeden hesaplanmış bir gerilim altında tutar ve kesintisiz bir siyasi ve güvenlik eksenli saflaşma durumunu korur. Böylece gerilim, nihai bir savaşın başlangıcı değil, bir işleyiş hâline gelir.

Dördüncüsü: «İşlevsel Düşman» Döngüsü Sona Erdi mi?

Peki ya bu modelin kendisi de sonuna yaklaşıyorsa? Düşük yoğunluklu, tekrarlanan ve kesin sonuç üretmeyen çatışma, zamanla algısal etkisini yitirebilir; dünya «hesaplı tırmanmaya» alıştığında bunun etkisi aşınır.

Burada soru şu değildir: Savaş neden kesin bir sonuca bağlanmıyor? Asıl soru şudur: Onun eski biçimine duyulan ihtiyaç sona mı erdi? Seferberlik ve kontrol için kullanılan eski aracın döngüsü sona erdiyse, rastlantısal bir çöküşle değil, yeni bir evre içinde yeniden konumlanmayla karşı karşıya olabiliriz.

Beşincisi: Temel Fark

Siyasi haritayı doğrudan yeniden şekillendirmek için Irak’ın devrilmesi isteniyordu; İran’ın ise — bu çerçevede — dengeyi kontrol altında tutmak için denklemin içinde tutulması isteniyordu. Ancak bu rol tüketilmişse, aşamalı bir geçişe tanık olabiliriz: resmen sona erdiği ilan edilmeden çatışmanın şiddetinin azaltılması; ağırlık merkezinin askerî alandan ekonomik ve teknolojik alana kayması; ittifakların sessizce yeniden şekillendirilmesi; daha karmaşık nüfuz araçları lehine «geleneksel düşmanın» rolünün daraltılması.

Geleneksel Olmayan Savaşla Meşgul Olmanın Tehlikesi

Bu savaş, geleneksel bir askerî çatışma değil, algı yönetimi ve ekonomik yıpratma aracıdır. Tehlike, dünyanın yalnızca sahadaki çatışmaya bakmasıdır; oysa hedef açıklanmamıştır: Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz gibi küresel enerji geçiş noktalarını tehdit etmek; gerilimin devamını sağlamak için çatışmayı kesin bir sonuca bağlamadan uzatmak; dünya çapında petrol, gaz ve gıda fiyatlarını yükselten, giderek ağırlaşan bir ekonomik kriz yaratmak; barışı gerçekleştirmekle uğraşmak yerine odağı baskı araçlarına çevirmek.

Sonuç olarak dünya, savaşı geleneksel bir çatışma olarak okumaya çalışırken yolunu kaybediyor; oysa stratejik hedef, küresel ekonomiyi yıpratmak ve enerji ile gıda zincirlerini kontrol etmektir. Bu da her türlü askerî karşılığı, krizin gerçek özünü ele almakta yetersiz kılar.

Sonuç

Irak’la savaş, kesin sonuç alıcı bir savaştı; İran’la çatışma ise bir yönetim savaşıdır. Ancak çatışma yönetiminin kendisi de işlevini tüketmişse, daha büyük bir geçiş evresiyle karşı karşıya olabiliriz; bu bağlamda «mantık dışı savaş», kaos değil, sistemin yapısındaki daha derin bir dönüşümün parçasıdır.

Soru artık şu değildir: Topyekûn bir savaş patlak verecek mi? Asıl soru şudur: Yeniden konumlanmanın ardından ortaya çıkacak sistemin biçimi ne olacak?