Uzman otomatik çeviri · terim ve kaynak denetiminden geçtiArapça özgün metin

Kır Meclisi – Karınca Ümmeti

Kur’an’a İçeriden Bakış

İçerik diliÖzgün dil: العربية
AnlatıcıTürkçe

Kır ateşi başında bir anlatı: Ebu Cuma ile Ebu Hüseyin arasında, küçük bir ümmette ümmetler inşa etmenin sırlarını okuyan bir diyalog.

Kırda gece sakindi; yıldızlar, uzak kandillermiş gibi gökyüzüne yayılmıştı. Meclisin ortasında ateş yanıyor, odunlar ara sıra çıtırdıyordu.

Ebu Hüseyin oturmuş çay doldururken Ebu Cuma közlerin yakınındaki yere bakıyordu. Sonra değneğiyle kumu işaret ederek şöyle dedi:

— Gel, Ebu Hüseyin… Buraya bak.

Ebu Hüseyin biraz yaklaştı, sonra şöyle dedi:

— Uzun bir sıra hâlinde yürüyen karıncalar.

Ebu Cuma gülümsedi ve şöyle dedi:

— Sadece karıncalar değil… Bunlar başlı başına bir ümmet.

— Bir ümmet mi?!

— Evet… Yüce Allah şöyle buyurmadı mı:

﴿وَمَا مِن دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلَّا أُمَمٌ أَمْثَالُكُم﴾ (Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi ümmetler olmasın.) [En‘âm: ٣٨]

Ebu Hüseyin karıncaları seyrederken bir süre sustu, sonra şöyle dedi:

— Sübhanallah… Küçücük bir canlı, ama hayatı düzenli.

— Hatta birçok insan toplumundan daha düzenli.

— Nasıl yani?

Toplumda belirgin bir düzen

Ebu Cuma gülümsedi ve şöyle dedi:

— Her şeyden önce, belirgin bir düzenleri var. Kolonileri tabakalara ayrılmış: Görevi üremek ve ümmetin devamını sağlamak olan bir kraliçe; yiyecek toplayan, yavruları yetiştiren ve yuvalar yapan işçiler; koloniyi koruyan ve savunan askerler.

— Yani herkes kendi rolünü biliyor.

— Tam olarak öyle… Ne kargaşa görürsün… ne de makam mücadelesi.

Kolektif çalışma

— İkinci özellikleri ise kolektif çalışma. Karınca kendisi için değil, bütün ümmetin yararı için çalışır.

— Bu yüzden onları hep hareket hâlinde görürsün.

— Evet… Ne tembellik var ne işsizlik.

İletişim

Sonra karıncaların izlediği yolu işaret ederek şöyle dedi:

— Üçüncü özellikleri de… iletişim. Karıncalar, feromon denilen kimyasal maddelerle birbirleriyle konuşurlar.

Ebu Hüseyin hayretle şöyle dedi:

— Yani söz olmadan mı haberleşiyorlar?

— Evet… Bir karınca yiyecek bulduğunda, diğer karıncaları oraya götüren kimyasal bir iz bırakır.

— Sanki yola işaretler koyuyor.

— Bu da zekâ ve örgütlenmeye işaret ediyor.

Geleceği planlamak

— Dördüncü özellikleri de… planlama. Karıncalar yalnızca o gün için yiyecek toplamaz; gelecek günler için de besin depolarlar.

— Yani geleceği düşünüyorlar.

— Evet… Bu, birçok insan toplumunun yoksun olduğu bir özellik.

Kumun altındaki mühendisler

— Bundan daha şaşırtıcı bir şey de var: Karıncalar birer mühendis. Yer altında tünelleri, odaları, yiyecek depoları ve yavru yetiştirme alanları olan yuvalar yaparlar.

Ebu Hüseyin gülümseyerek şöyle dedi:

— Kumun altında tam bir şehir.

— Hatta bazı şehirlerden daha düzenli.

Disiplin ve yasalar

— Ayrıca sıkı bir disiplin de var. Karıncalar tehlikelerle zekice baş eder, koloninin savunmasını örgütlerler. Hatta bazı araştırmalar, aralarında düzene aykırı davrananlar için bir ceza sistemi bulunduğunu söylüyor.

— Onların bile yasaları var!

— Evet… Bazı karınca türleri de başka kolonilere karşı örgütlü savaşlar yürütür.

Sonra bir süre sustu ve şöyle dedi:

— Ebu Hüseyin… İnsan karıncaların hayatı üzerine düşünürse büyük bir ders bulur.

— Nedir o?

— Bir ümmetin gücünün büyüklüğünden değil… düzeninden, çalışmasından ve iş birliğinden geldiği.

İnsanlar karıncalardan örnek alsaydı

Sonra gökyüzüne bakarak şöyle dedi:

— Düşünsene, Ebu Hüseyin… İnsanlar karıncalardan şu özellikleri alsaydı: Her insanın kendi rolünü bilmesi, tembellik etmeden çalışmak, bencillik yerine iş birliği yapmak, geleceği planlamak, düzene ve yasaya saygı göstermek ve kendisine değil ümmete hizmet eden bir önderlik.

— O zaman toplum güçlü olurdu.

Ebu Cuma gülümsedi ve şöyle dedi:

— Hatta Allah’ın murat ettiği gibi gerçek bir ümmet olurdu.

Sonra sakin bir sesle şöyle dedi:

Bazen, Ebu Hüseyin… Allah en büyük dersleri en küçük yaratılmışlara yerleştirir.

Düzenden daha büyük olan

Ebu Cuma, kumun üzerinde ilerleyen karınca sırasını seyrederken şöyle dedi:

— Ebu Hüseyin… Şu karıncalara bak. İnsan gibi büyük akıllara sahip olmayan küçük bir ümmet; ama şaşırtıcı bir hassasiyetle ilerliyor, sanki hiç tereddüt etmeden yolunu biliyor. Çünkü Allah’ın kendisini üzerinde yarattığı düzene göre hareket ediyor.

Sonra bir an sustu ve şöyle dedi:

— İnsana gelince, Ebu Hüseyin… Allah ona bundan daha büyük bir şey verdi: Düşünsün diye akıl, iyiliği idrak etsin diye fıtrat, doğru yolu bulsun diye iman verdi.

Ebu Cuma hafifçe iç çekti, sonra şöyle dedi:

— Ama insan bu nimetleri zayi ederse, hayvanların kargaşasından bile daha şiddetli olabilecek bir kargaşa içinde yaşar. Sağlam fıtratı, bilinçli aklı ve Allah’a imanı bir araya getirirse, yeryüzündeki en büyük ümmeti inşa edebilir.

İkisi de bir süre sustu… Karıncalar hâlâ kumun üzerindeki küçük yollarında ilerliyordu. Fakat bu basit hareket, ardında ümmetler inşa etmenin büyük sırlarından birini saklıyordu.

Abdullah el-Mudahike