Hükümden Sonra: Ümmetin İnsanlar Üzerindeki Şahitliği
Yahudilik
Ümmet, «zorunlu pay» meselesinde şahitliğini yerine getirdi mi?
Giriş: Hüküm, meselenin sonu değildir
Yargılama iki açık hükümle sonuçlandı:
Birinci hüküm: «Belirlenmiş pay»ın sabit olması ve suçlamaya konu olan kesimin belirlenmesi. Bu kesim, hükmün dayandırıldığı deliller, nitelikler ve fiiller uyarınca Kur'an'ın «الذين هادوا» olarak nitelediği Yahudilerdir.
İkinci hüküm: Bu payla bağlantılı işlevin sabit olması:
Saptırma → kuruntulara sevk etme → emretme → değiştirme.
Ancak hüküm, meselenin sonu değildir.
Çünkü Allah bu ümmeti şöyle kılmıştır:
﴿لِّتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ﴾ (İnsanlara şahit olasınız diye) [البقرة: 143]
Resulü de şöyle kılmıştır:
﴿وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا﴾ (Resul de size şahit olsun diye) []
Öyleyse hüküm verildikten sonra soru artık şu değildir:
Belirlenmiş pay kimdir?
Artık soru şudur:
Ümmet, Kur'an'ın açığa çıkardıkları karşısında ne yaptı?
İnsanlara şahitlik görevini yerine getirdi mi, yoksa Kur'an'ın açığa çıkardığı meseleyi onlardan gizli mi bıraktı?
Birincisi: «Belirlenmiş pay»dan «Allah'ın yaratışını değiştirmeye»
İblis şöyle dedi:
﴿لَأَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَصِيبًا مَّفْرُوضًا﴾ (Kullarından mutlaka belirlenmiş bir pay edineceğim) [النساء: 118]
Ardından Kur'an, bu payın işlevini doğrudan açığa çıkardı:
﴿وَلَأُضِلَّنَّهُمْ وَلَأُمَنِّيَنَّهُمْ وَلَآمُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ آذَانَ الْأَنْعَامِ وَلَآمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللَّهِ﴾ (Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka kuruntulara sevk edeceğim; onlara mutlaka emredeceğim, onlar da davarların kulaklarını yaracaklar; onlara mutlaka emredeceğim, onlar da Allah'ın yaratışını değiştirecekler) [النساء: 119]
Ayetin sonunu başından ayırmak doğru değildir.
Kur'an'daki zincir açıktır:
Belirlenmiş pay → saptırma → kuruntulara sevk etme → emretme → canlı bir varlık üzerinde eylem → Allah'ın yaratışını değiştirme.
Kur'an, «Allah'ın yaratışını değiştirmeyi» soyut olarak zikretmemiş, öncesinde belirli bir örnek vermiştir:
﴿فَلَيُبَتِّكُنَّ آذَانَ الْأَنْعَامِ﴾ (Onlar da davarların kulaklarını mutlaka yaracaklar) []
Ardından daha kapsamlı hüküm gelmiştir:
﴿فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللَّهِ﴾ (Onlar da Allah'ın yaratışını mutlaka değiştirecekler).
Kur'an, eylemi önce canlı bir varlık üzerinde gerçekleşen somut bir biçimde açığa çıkarır, ardından onu daha kapsamlı bir kavram olan Allah'ın yaratışını değiştirme kapsamına yerleştirir.
İnsanın canlı varlığa müdahale etme gücünün dış biçimi aşarak onun iç yapısına uzandığı bir çağda, ayetin önemi burada ortaya çıkar.
«Belirlenmiş pay olan Yahudiler» hakkındaki uyarı neden emir ve tehdit biçiminde gelmiştir?
Burada Kur'an'ın «belirlenmiş pay»a yaptığı işaretin işlevi daha derin biçimde belirginleşir; zira tebliğ etme ve uyarma emri, tali bir husustan değil, bizzat risaletin seyrini etkileyen bir husustan söz ediyor görünmektedir. Rahmet, nur ve hidayet getiren risalet, bir evin inşa edilmesi gibi inşa edilebilir; ardından inşa edileni yıkmaya ve onun maksadını bozmaya çalışan biri gelebilir. Buradan hareketle «belirlenmiş pay»ın izlediği yolu bilmek, yalnızca kişisel ya da tarihsel bir bilgi olmaktan çıkarak risaletin korunmasının bir parçası hâline gelir.
Bu bakış açısıyla Kur'an'ın emir, tehdit, uyarı ve tebliğdeki ifade şiddeti anlaşılabilir: Çünkü bu yolun açığa çıkarılmasını ihmal etmek, ümmetin neyle karşı karşıya olduğunu bilmeden, ilahî inşa projesinin karşısında yıkım etkenlerinin işlemesine izin vermek anlamına gelebilir. Kur'an, risaleti ortaya koymakla yetinmez; onun yoluna çıkan ifsadı, üstünlük taslamayı ve istikametin saptırılmasını da açığa çıkarır; risaleti taşıyanlardan tebliğ etmelerini, uyarmalarını ve hakikatleri açığa çıkarmalarını ister. Bu nedenle «belirlenmiş pay» hakkında tebliğde bulunmak, bu okumada, bizzat risaletin tebliğiyle bağlantılı hâle gelir: Risalet âlemler için rahmet ve nurdur; onu yıkmaya veya etkilerini bozmaya çalışan şeyi bilmek ise onun maksadının nasıl korunacağını anlamanın şartıdır. Burada Kur'an'ın işareti, gelecek hakkında salt bir haber değil, ümmete, inşanın yolunu bildiği gibi yıkımın yolunu da bilmesi için bir uyarıdır; böylece bir eliyle risaleti taşırken diğer eliyle onun anlamı yıkılmasın.
Burada «belirlenmiş pay»ın, bizzat risalet meselesi içindeki önemi ortaya çıkar.
Kur'an bu payı gelip geçici bir varlık olarak sunmaz; saptırma, kuruntulara sevk etme ve emretmeyle başlayan, Allah'ın yaratışını değiştiren bir eylemle son bulan örgütlü bir işlevi açığa çıkarır.
Bu yüzden fiiller son derece açık bir biçimde gelmiştir:
﴿وَلَأُضِلَّنَّهُمْ﴾ (Onları mutlaka saptıracağım) []
﴿وَلَأُمَنِّيَنَّهُمْ﴾ (Onları mutlaka kuruntulara sevk edeceğim) []
﴿وَلَآمُرَنَّهُمْ﴾ (Onlara mutlaka emredeceğim) []
﴿فَلَيُبَتِّكُنَّ﴾ (Onlar da mutlaka yaracaklar) []
﴿وَلَآمُرَنَّهُمْ﴾ (Onlara mutlaka emredeceğim) []
﴿فَلَيُغَيِّرُنَّ﴾ (Onlar da mutlaka değiştirecekler).
Bunlar durağan nitelikler değil; eylem, emir, uygulama ve değiştirme süreçleridir.
Bu yolun açığa çıkarılmasının ümmet için neden önemli olduğunu burada anlarız.
İlahî risalet inşa eder:
Hidayet → rahmet → nur → ıslah.
Belirlenmiş pay ise karşı yönde çalışır:
Saptırma → kuruntulara sevk etme → emretme → ifsat → değiştirme.
Buradan hareketle bu yolu bilmek, risaletin korunmasının bir parçası hâline gelir.
Bir ev inşa edip sonra onu yıkmaya çalışan birinin bulunduğunu öğrenen kişi, inşayı bilmekle yetinmez; yıkımın yolunu da açığa çıkarır.
Risalet de böyledir.
Risalet âlemler için rahmet ve nur ise onun maksadını korumak, onu bozmaya ve etkilerini değiştirmeye çalışan güçleri ve yolları bilmeyi gerektirir.
Bu nedenle Kur'an yalnızca risaleti açığa çıkarmamış, onun yoluna çıkanları da açığa çıkarmıştır.
«Belirlenmiş pay»ı bilmek, tali bir bilgi değildir; bizzat risaletin neyle karşı karşıya olduğunu bilmenin bir parçasıdır.
Şahitlik sorumluluğu buradan doğar:
Ümmetin Kur'an'ın açığa çıkardıklarını bilmesi, bunları insanlara tebliğ etmesi ve ifsadın izlediği yolu gerçeklikte belirdiğinde açığa çıkarması.
İkincisi: «Allah'ın yaratışını değiştirmek» bilimsel bir kapasite hâline geldiğinde
İnsan bugün artık canlı varlıkla yalnızca dışarıdan ilişki kurmamaktadır.
Müdahale daha derin düzeylere taşınmıştır:
Biçimi değiştirme → özellik seçimi → melezleme → kalıtsal özellikleri kontrol etme → genetik mühendisliği → genom düzenleme → hücreleri değiştirme → gen tedavisi.
İnsan, DNA'nın belirli kısımlarını hedefleyebilir; genleri devre dışı bırakabilir, etkinleştirebilir veya değiştirebilir yahut genetik parçaları başka parçalarla değiştirebilir hâle gelmiştir.
Burada şu ifade:
﴿فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللَّهِ﴾ (Onlar da Allah'ın yaratışını mutlaka değiştirecekler) []
Yalnızca geçmişteki biçimler üzerinden okunan bir kavram olmaktan çıkarak çağdaş insanın kapasitesine ilişkin fiilî bir meseleye dönüşür.
Çünkü insan, canlı varlığın özelliklerini doğrudan genetik düzeyde değiştirebilir hâle gelmiştir.
Üçüncüsü: İsrail ve genom düzenleme projesi
Burada meseleye ilişkin merkezî bir karine ortaya çıkar.
2020 yılında İsrail İnovasyon Kurumu şu konsorsiyumun kuruluşunu duyurdu:
CRISPR-IL
Bu, aşağıdakileri bir araya getiren gelişmiş bir genom düzenleme sistemi geliştirmek amacıyla İsrailli şirketleri, akademik grupları ve hastaneleri buluşturan ulusal bir konsorsiyumdur:
Yapay zekâ + CRISPR + genom düzenleme.
Kurum, konsorsiyumun kuruluşunda, uzatma imkânıyla birlikte 18 ay süreyle 36 milyon şekel tutarında finansman açıkladı.
Amaç, tek bir hastalık için tek bir tedavi geliştirmek değil, şu hususları iyileştirecek araçlar geliştirmekti:
Gen düzenleme hassasiyeti → düzenleme verimliliği → güvenlik → endüstriyel uygulamalar ve araştırma uygulamaları.
Açıklanan uygulamalar şunları kapsıyordu:
Tıp → tarım → hayvanlar.
Dolayısıyla karşımızda tekil bir laboratuvar deneyi değil, örgütlü bir sistem bulunmaktadır.
Dördüncü: Proje, insanın ötesine geçerek canlıları kapsıyor
Bio-Convergence programına ilişkin İsrail ulusal raporu, tabloyu daha geniş biçimde ortaya koymaktadır.
CRISPR-IL konsorsiyumu, 2020–2023 döneminde hücrelerde ve canlılarda genom düzenlemeyi desteklemek üzere yapay zekâya dayalı bir sistem geliştirmek için çalışmıştır.
Çalışma alanları şunları kapsamıştır:
Gen tedavisi → eczacılık → bitkiler → böcekler → kabuklular → geliştirilmiş tarımsal ürünler.
Dolayısıyla bu alan insanla sınırlı kalmamaktadır.
Aksine şunları kapsamaktadır:
İnsan hücreleri → bitkiler → hayvanlar → çeşitli canlılar.
Bu nokta bizi doğrudan şu ayete geri götürmektedir:
﴿فَلَيُبَتِّكُنَّ آذَانَ الْأَنْعَامِ﴾ (Böylece hayvanların kulaklarını mutlaka yaracaklar.) []
Ardından:
﴿فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللَّهِ﴾ (Böylece Allah’ın yaratışını mutlaka değiştirecekler.).
Kur'an, canlıyı değişim bağlamına yerleştirirken modern bilim, değişimi bizzat genom düzeyine taşımıştır.
Beşinci: Yapay zekâ, değişim sürecinin içine giriyor
Mesele artık yalnızca CRISPR kullanımından ibaret değildir.
Yapay zekâ, genom düzenleme sürecinin bizzat bir parçası hâline gelmiştir.
Şu aşamalara dâhil olmaktadır:
Düzenlemenin seçilmesi → tasarlanması → hassasiyetinin artırılması → sonuçlarının analiz edilmesi → amaçlanmayan düzenlemelerin azaltılması.
Böylece üç unsur tek bir sistem içinde bir araya gelmiştir:
Yapay zekâ + genom düzenleme + canlı.
Bu da insanın yapabilme gücünün niteliğini değiştirmektedir.
İnsan artık canlıyı gözlemlemekle ya da biçimini değiştirmekle yetinmemekte; onun biyolojik özelliklerini belirleyen kalıtsal bilgiye müdahale etmesini sağlayan araçlara sahip bulunmaktadır.
Altıncı: Hayvandan insana
Burada, İsrail’in ileri düzey kurumlarında yürütülen insan genomu düzenleme ve gen tedavisi araştırmaları karşımıza çıkmaktadır; Bar-Ilan Üniversitesindeki Profesör Ayal Hendel’in araştırmaları da bunlar arasındadır.
Onun araştırmaları şunları kapsamaktadır:
Genetik mühendisliği → genom düzenleme → kök hücreler → genlerin düzeltilmesi → gen tedavisi → bağışıklık hücrelerinin değiştirilmesi.
Böylece zincir belirginleşmiştir:
Genom düzenleme → hücre → gen → kalıtsal hastalık → insan hücresi → gen tedavisi.
İnsan artık canlının yalnızca gözlemcisi değildir.
Aksine onun kalıtsal materyaline müdahale edebilir hâle gelmiştir.
Yedinci: Ayet burada sürecin bütünüyle bağlantı kuruyor
Kur'an metnini bu gerçeklikle karşı karşıya koyduğumuzda şu zincir ortaya çıkmaktadır:
Kur'an:
﴿نَصِيبًا مَّفْرُوضًا﴾ (Belirlenmiş bir pay) → ﴿وَلَأُضِلَّنَّهُمْ﴾ (Onları mutlaka saptıracağım) → ﴿وَلَأُمَنِّيَنَّهُمْ﴾ (Onları mutlaka kuruntulara sürükleyeceğim) → ﴿وَلَآمُرَنَّهُمْ﴾ (Onlara mutlaka emredeceğim) → ﴿فَلَيُبَتِّكُنَّ آذَانَ الْأَنْعَامِ﴾ (Böylece hayvanların kulaklarını mutlaka yaracaklar) → ﴿وَلَآمُرَنَّهُمْ﴾ (Onlara mutlaka emredeceğim) → ﴿فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللَّهِ﴾ (Böylece Allah’ın yaratışını mutlaka değiştirecekler).
Modern gerçeklik:
Canlı → genetik mühendisliği → genom düzenleme → CRISPR → yapay zekâ → bitki → hayvan → insan → gen tedavisi.
Burada temel bir nokta ortaya çıkmaktadır:
Kur'an, CRISPR adını anmamış; fakat Allah’ın yaratışını değiştirmekle sonuçlanan bir süreci açığa çıkarmıştır.
Modern bilim ise «ayeti» keşfetmemiş; bu süreci uygulanabilir bir gerçekliğe dönüştüren yeni bir insan kapasitesini açığa çıkarmıştır.
Metnin asıl sınanması burada başlamaktadır.
Sekizinci: Neden İsrail?
Burada mesele, bu yargılamanın dayandığı aşamaya girmektedir.
İlk yargılama, «belirlenmiş pay»ın Kur'an’ın «Yahudiliği benimseyenler» diye nitelediği grupla bağlantılı olduğu sonucuna varmışsa ve ardından modern çağda İsrail’de genom düzenlemeyi geliştirmek üzere şu unsurları bir araya getiren örgütlü bir ulusal sistemle karşılaşıyorsak:
Devlet → İnovasyon Kurumu → üniversiteler → hastaneler → şirketler → yapay zekâ → CRISPR → genom düzenleme → insan, hayvan ve bitki,
bu karine doğrudan dava dosyasına girmektedir.
Tek başına çalışan İsrailli bir bilim insanından söz etmiyoruz.
Ayrı bir laboratuvardan da söz etmiyoruz.
Aksine örgütlü bir ulusal sistemden söz ediyoruz.
İsrail’i varsayımın sınanmasının temel bir parçası yapan da budur.
Dokuzuncu: Proje insanla sınırlı kalmıyor
Bu nokta dava dışında bırakılamaz.
Çünkü CRISPR-IL sistemi ve İsrail’in Bio-Convergence programları, insan tedavisiyle sınırlı değildir.
Bunlar şu alanlara uzanmaktadır:
Bitki → hayvan → tarım → su ürünleri yetiştiriciliği → insan hücreleri → gen tedavisi.
Bu da bizi bir kez daha ayetin sıralamasına geri götürmektedir:
﴿فَلَيُبَتِّكُنَّ آذَانَ الْأَنْعَامِ﴾ (Böylece hayvanların kulaklarını mutlaka yaracaklar.) []
Ardından:
﴿فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللَّهِ﴾ (Böylece Allah’ın yaratışını mutlaka değiştirecekler.).
Ayet, bir canlıyla ilgili duyulur bir tasvirle başlamakta, ardından kavramı «Allah’ın yaratışı»na açmaktadır.
Modern bilimsel gerçeklik ise insanın kapasitesini dışsal değişimden genetik değişime, hayvan ve bitkiden insana doğru genişletmiştir.
Onuncu: İsrail başlangıç noktası değil, araştırmanın sonucudur
Bu, yöntem açısından belirleyici bir noktadır.
Araştırma, İsrail’den başlayıp sonra ona uygun bir ayet aramamıştır.
Aksine Kur'an’dan başlamıştır:
﴿لَأَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَصِيبًا مَّفْرُوضًا﴾ (Kullarından mutlaka belirlenmiş bir pay alacağım.) []
Ardından:
﴿فَلَيُبَتِّكُنَّ آذَانَ الْأَنْعَامِ﴾ (Böylece hayvanların kulaklarını mutlaka yaracaklar.) []
Ardından:
﴿فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللَّهِ﴾ (Böylece Allah’ın yaratışını mutlaka değiştirecekler.).
Ardından araştırma gerçekliğe yönelmiştir:
İnsan, canlıyı değiştirebilir hâle gelmiş midir?
Evet.
Değişim genoma ulaşmış mıdır?
Evet.
CRISPR, genom düzenleme için fiilen kullanılan bir araç hâline gelmiş midir?
Evet.
Yapay zekâ bu sürece dâhil olmuş mudur?
Evet.
Uygulamalar insanı, hayvanı ve bitkiyi kapsamış mıdır?
Evet.
İsrail’de bu alanları bir araya getiren örgütlü bir ulusal sistem var mıdır?
Evet.
Böylece İsrail, araştırmanın çıkış noktası olmamıştır.
Aksine sınama zincirinin sonunda ortaya çıkmıştır.
On birinci: Ümmetin sorumluluğu burada başlıyor
Bütün bunlardan sonra Kur'an yeniden ümmete dönmektedir:
﴿لِّتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ﴾ (İnsanlar üzerine şahitler olasınız diye.).
Şahitlik, metni bilip ardından onu kitapların içine kapatmak değildir.
Şahitlik, Kur'an’ın açığa çıkardığını gerçeklikte ortaya çıktığında görmektir.
Burada ümmet kendisine şunu sormalıdır:
Şunu okudun mu:
﴿فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللَّهِ﴾ (Böylece Allah’ın yaratışını mutlaka değiştirecekler.) []
Ardından insanın canlıları değiştirme kapasitesinin gelişimini takip ettin mi?
İnsanın şu geçişini takip ettin mi:
Dışsal değişim → genetik mühendisliği → genom düzenleme → hücrelerin değiştirilmesi → insana müdahale?
Bu dönüşüme öncülük eden merkezleri ve devletleri araştırdın mı?
Genom düzenlemenin ileri düzey bir bilimsel, endüstriyel ve tıbbi sistem hâline geldiğini insanlara gösterdin mi?
Peki İsrail’in CRISPR, yapay zekâ ve genom düzenlemeyi bir araya getiren, insan, hayvan ve bitki üzerinde çalışan ulusal bir sistem kurduğunu ortaya koydun mu?
Bunu yapmadıysan, soru artık bilgiye ilişkin bir soru olmaktan çıkar.
Şahitliğe ilişkin bir soruya dönüşür.
Sonuç: Şahitlerin yargılanması
Mesele artık tek bir zincir hâline gelmiştir:
Belirlenmiş pay → saptırma → kuruntulara düşürme → emir → hayvanların kulaklarını kesme → Allah’ın yaratışını değiştirme → insanın canlı varlığı değiştirme kapasitesinin gelişmesi → genetik mühendisliği → genom düzenleme → CRISPR → yapay zekâ + CRISPR → bitki, hayvan ve insan → gen tedavisi ve insan hücrelerinin değiştirilmesi → İsrail’de örgütlü bir ulusal sistem.
Bu, birbirinden kopuk bilgiler bütünü değildir.
Bunlar tek bir noktada kesişen güzergâhlardır:
İnsanın canlı varlığın yaratılışına müdahale etme ve onu değiştirme kapasitesi.
Kur'an, bu kapasiteyi bin dört yüz yıldan daha uzun bir süre önce «belirlenmiş pay» bağlamına yerleştirmiştir.
Ardından insanın genomun kendisine müdahale edebildiği bir çağ gelmiştir.
Ardından İsrail’de yapay zekâyı genom düzenlemeyle bir araya getiren ve uygulamalarını insan, hayvan ve bitkiyi kapsayacak şekilde genişleten örgütlü bir ulusal sistem ortaya çıkmıştır.
Mesele burada sona ermez.
Şahitlerin yargılanması burada başlar.
Çünkü sanık mahkemeye getirilmiştir.
Deliller sunulmuştur.
Hüküm verilmiştir.
Şimdi ise şahit mahkemenin huzurundadır.
Ona yöneltilen soru şu değildir:
Kur'an’ı okudun mu?
Aksine şudur:
Okuduklarınla şahitlik görevini yerine getirdin mi?
Şu da değildir:
«Allah’ın yaratışını değiştirme»yi duydun mu?
Aksine şudur:
Canlı varlığın yaratılışını değiştirme kapasitesi bilimsel bir gerçeklik hâline geldiğinde bunu idrak ettin mi?
Şu da değildir:
Dünyada neler olduğunu öğrendin mi?
Aksine şudur:
Kur'an’ın açığa çıkardığı şeyin etkisi gerçeklikte ortaya çıktığında, bunu insanlara tebliğ ettin mi?
İşte burada ayet, ümmeti yeniden sorumluluğuyla yüz yüze getirir:
﴿لِّتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ﴾ (İnsanlara şahitler olasınız diye).
Artık mesele yalnızca sanığın meselesi değildir.
Aksine mesele şu hâle gelmiştir:
Ümmet, Kur'an’ın önüne koymuş olduğu şeyi idrak etti mi?
İnsanlara şahitlik görevini yerine getirdi mi; yoksa bu kavramı güncel bir mesele hâline getirebilecek kapasite, dünyanın gözleri önünde ve İsrail’in tam kalbinde, daha önce insanlığın erişemediği bir biçimde gelişirken, «Allah’ın yaratışını değiştirme» geçmişin okunmasıyla sınırlı bir kavram olarak mı kaldı?
İşte burada ikinci yargılamanın, şahitlerin yargılanmasının yüzleşmesi gereken soru şu olur:
Kur'an, bin dört yüz yıldan daha uzun bir süre önce «belirlenmiş bir pay»ı açığa çıkarmış ve onun işlevini «Allah’ın yaratışını değiştirme»yle sonuçlanan emre bağlamışsa, ardından modern çağda bizzat İsrail’de insan, hayvan ve bitkiyi kapsayan, CRISPR’ı yapay zekâyla bir araya getiren ileri bir genom düzenleme projesi ortaya çıkmışsa, ümmetin insanlara şahitliği neredeydi?
Kur'an, «belirlenmiş pay»ı ve «Allah’ın yaratışını değiştirme»yi aynı bağlama yerleştirir. Ardından canlı bir varlıkla ilgili bir örneği açığa çıkarır. Yüzyıllar sonra insanın canlıların genetik yapısına müdahale etme kapasitesi ortaya çıkar. Ardından İsrail’de insan, hayvan ve bitkiyi kapsayan ve yapay zekâyı bu teknolojiyle bütünleştiren örgütlü bir ulusal genom düzenleme sistemi ortaya çıkar. Peki bu yalnızca tarihsel bir tesadüf müdür, yoksa Kur'an’ın «Allah’ın yaratışını değiştirme»nin anlamını açığa çıkardığı biçimlerden biriyle mi karşı karşıyayız?
Kur'an bize teknolojinin adını söylemedi. Laboratuvarın adını da söylemedi. Sürecin hayvanla başlayıp insanla son bulacağını da söylemedi. Fakat önümüze şunları koydu: belirlenmiş bir pay, bir emir, canlı bir varlıkta değişiklik ve ardından Allah’ın yaratışını değiştirme. On dört yüzyıl sonra insan, insan hücrelerine kadar uzanacak şekilde canlı varlıkların genomunu düzenleme kapasitesine sahip oldu; İsrail’de de bu kapasiteyi yapay zekâyla bir araya getiren ve insan, hayvan ve bitkide uygulayan örgütlü bir ulusal proje ortaya çıktı. Ayet burada sona ermez; sınama burada başlar.
Mesele artık yalnızca Kur'an’ın ne söylediği değil; ümmetin işareti okuyup okumadığı ve onun sureti gerçeklikte ortaya çıktığında insanlara şahit olma görevini yerine getirip getirmediğidir.
İkinci yargılama burada başlar: Şahitlerin yargılanması.
Bu davadaki önceki yargılamalar
Belirlenmiş pay
Son yargılama: Yapay zekâ İsrail’i aklayabilir mi?
Belirleyici yargılama
