Kur’an’da Evren (Gökler, Yer ve İkisi Arasındakiler)
İçeriden Kur’an
Kur’an’ın evren tasavvuru üzerine bir inceleme: yapısı, unsurları ve işlevleri ile yöntem ve amaç bakımından Batılı bilimsel modelle karşılaştırılması.
Giriş
Kur’an, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri, bunlarda bulunan yaratılmış varlıkları ve düzenleri anarak; yaratılışı, onun işlevini ve temel unsurlarını betimleyen lafızlar aracılığıyla bir evren tasavvuru sunar.
Kur’an’ın Evren Tasavvuru
Kur’an, evreni göklerden, yerden ve ikisi arasındakilerden oluşan, ilahî bir maksatla yaratılmış ve teshir ile dengeye dayanan sağlam bir düzen içerisinde işleyen bir varlık bütünü olarak görür. Gökler, kozmik düzeyler hâlinde yedi tanedir; yer, üzerindeki sabit dağlar ve geçim imkânlarıyla hayata elverişli kılınmıştır. Güneş, Ay, yıldızlar, rüzgârlar ve yağmur ise zamanın ve hayatın düzenliliğini koruyan hassas bir sistem içerisinde işler; bu sistemde hiçbir unsur rastlantısal veya ilahî tedbirden bağımsız değildir.
Kur’an, evreni aynı zamanda Yaratıcı’ya delalet eden «ayetler» olarak sunar; evrene ilişkin betimlemesi maddi yapıyla sınırlı kalmaz, onu aşarak anlam ve gayeye uzanır. Bu tasavvurda insan tali bir unsur değil, yeryüzünde sınanma ve imtihan içerisinde yaşayan bir halifedir. Bütün evren, insanın rolünü yerine getirebilmesi için onun hizmetine verilmiştir. Böylece varoluş, kulluk etme, anlamı kavrama ve Yaratıcı’yla bağ kurma şeklindeki açık bir amaca bağlanır.
Birincisi: Evrenin Yaratılışı
﴿اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ﴾ (Allah her şeyin yaratıcısıdır.) [الزمر: ٦٢]
﴿خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا﴾ (Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri yarattı.) [الفرقان: ٥٩]
Yaratılışın ﴿سِتَّةِ أَيَّامٍ﴾ (altı gün) içinde gerçekleştiğini belirtir. Yaratılışın başlangıcına ilişkin olarak da şöyle geçer:
﴿أَنَّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا﴾ (Gökler ve yer bitişik idi; biz onları ayırdık.) [الأنبياء: ٣٠]
İkincisi: Evrenin Genel Yapısı
Gökler: ﴿وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا﴾ (Üstünüzde yedi sağlam gök bina ettik.), ﴿وَجَعَلْنَا السَّمَاءَ سَقْفًا مَحْفُوظًا﴾ (Göğü korunmuş bir tavan kıldık.), ﴿وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الرَّجْعِ﴾ (Dönüş sahibi göğe andolsun.).
Yer: ﴿وَالْأَرْضَ مَدَدْنَاهَا﴾ (Yeri yayıp uzattık.), ﴿جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فِرَاشًا﴾ (Yeri sizin için bir döşek kıldı.); ayrıca bir beşik, bir yaygı ve bir yerleşme yeri olarak nitelenir. Orada geçim imkânları vardır ve yer, kullanıma elverişli kılınmıştır. ﴿وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ﴾ (Orada sabit dağlar var ettik.); orada bitkiler ve hayat vardır.
Göklerle yer arasındakiler: ﴿وَمَا بَيْنَهُمَا﴾ (Ve ikisi arasındakiler.), ﴿مَا خَلَقْنَاهُمَا إِلَّا بِالْحَقِّ﴾ (Biz ikisini ancak hak ile yarattık.).
Üçüncüsü: Kur’an’da Anılan Evrenin Bileşenleri
Güneş ve Ay: ﴿وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًا﴾ (Güneş’i ve Ay’ı bir hesap ölçüsü kıldı.), ﴿كُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ﴾ (Her biri bir yörüngede yüzer.), ﴿وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ﴾ (Güneş’i ve Ay’ı hizmete verdi.).
Yıldızlar ve gezegenler: ﴿وَزَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ﴾ (En yakın göğü kandillerle süsledik.), ﴿بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ﴾ (Yıldızların süsüyle.), ﴿وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ﴾ (Onlar yıldızla da yollarını bulurlar.).
Şihablar: ﴿شِهَابٌ ثَاقِبٌ﴾ (Delip geçen bir alev.), ﴿وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطِينِ﴾ (Onları şeytanlar için atış taneleri kıldık.).
Su, rüzgârlar ve bulutlar: ﴿وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ﴾ (Her canlı şeyi sudan var ettik.), ﴿فَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً﴾ (Böylece gökten su indirdik.), ﴿وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ﴾ (Ve rüzgârların yönlendirilmesinde.), ﴿يُزْجِي سَحَابًا﴾ (Bulutları sevk eder.).
Dördüncüsü: Kur’an’da Yaratılışın Tarzı
﴿كُن فَيَكُونُ﴾ (Ol; o da oluverir.) [البقرة: ١١٧]
Şu ifadeler de geçer: ﴿خَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ﴾ (Her şeyi yarattı.), ﴿فَسَوَّاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ﴾ (Onları yedi gök olarak düzenledi.) ve ﴿خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ﴾ (Gökleri ve yeri altı günde yarattı.).
Beşincisi: Kur’an’ın Lafızlarından Hareketle Yer Kavramı
Yer, Kur’an’da çeşitli lafızlarla nitelenmiştir: «Onu yayıp uzattık» (مَدَدْنَاهَا), «döşek» (فِرَاشًا), «beşik» (مِهَادًا), «yaygı» (بِسَاطًا), «yerleşme yeri» (مُسْتَقَرًّا), «geçim imkânları» (مَعَايِشَ), «kullanıma elverişli» (ذَلُولًا). Orada sabit dağlar (رَوَاسِي) ve bitkiler vardır.
Altıncısı: Yedi Yer
﴿وَمِنَ الْأَرْضِ مِثْلَهُنَّ﴾ (Yerden de onların benzerini.) [الطلاق: ١٢]
Kur’an, bu «benzer»in mahiyetine ilişkin ayrıntı vermemiş, yalnızca yaratılış içerisinde var olduğunu belirtmekle yetinmiştir.
Batılı Bilimsel Evren Tasavvuru
Batılı bilimsel model, evreni gözlemlenebilen ve ölçülebilen doğa yasaları yoluyla ortaya çıkmış ve gelişmiş muazzam bir maddi sistem olarak görür. Bu yaklaşım en belirgin biçimde Büyük Patlama ve evrenin genişlemesi modelinde görülür. Evren; galaksiler, yıldızlar, gezegenler, gazlar ve enerjiden oluşur. Hareketi ve etkileşimleri, gaybî bölümlenmeler veya metafizik nitelikli kozmik katmanlar varsaymaya gerek duyulmaksızın, kütleçekim, görelilik ve kuantum mekaniği gibi fizik yasaları aracılığıyla açıklanır.
Bu tasavvur, «şeylerin neden var olduğuna» değil, «nasıl meydana geldiğine» odaklanan betimleyici ve deneysel bir yönteme dayanır; başka bir deyişle, gaye veya amaç fikrini bilimin kendi yapısına dâhil etmeden evrenin oluşum ve gelişim mekanizmalarını açıklar. Bu nedenle insan, bu çerçevede kozmik bir merkez olarak değil, doğanın bir parçası ve uzun evrimsel süreçlerin sonucu olarak görülür; bilim ise varoluşsal veya gayeye ilişkin sorular karşısında tarafsız kalır.
Yedincisi: İki Modelin Karşılaştırılması
Kur’anî model, yedi göğe, yere ve ikisi arasındakilere; en yakın göğün içerisinde yer alan Güneş, Ay ve yıldızlara dayanır ve bunları işlevsel olarak betimler (süs, yol gösterme, teshir). Niteliği: Sistem içerisindeki işleve ve anlama odaklanan betimleyici, işlevsel ve teleolojik bir modeldir.
Modern Batılı bilimsel model, Büyük Patlama’ya, evrenin genişlemesine, galaksilere, yıldızlara, gezegenlere, bulutsulara ve kütleçekim, enerji ve görelilikle ilgili fizik yasalarına dayanır; maddi katmanlar olarak «yedi gök» kavramını esas almaz. Niteliği: Maddi yapıya ve yasalara odaklanan fiziksel, matematiksel ve ölçüme dayalı bir modeldir.
Başlıca Farklılık Noktaları
Evrenin yapısı: Kur’an yedi gök, yer ve ikisi arasındakileri sunarken bilim, yedili bir katmanlaşma olmaksızın uzanan tek bir evren sunar.
Gök cisimlerinin konumu: Kur’an’da Güneş, Ay ve yıldızlar en yakın göğün içerisindedir; bilimde ise Güneş bir yıldız, yıldızlar da galaksilerdeki uzak güneşlerdir.
Betimlemenin amacı: Kur’an’da hidayet, anlam ve genel düzen; bilimde ise ölçüm, fiziksel açıklama ve öngörüdür.
Gök kavramı: Kur’an’da katmanları veya kozmik bir ufku kapsayan geniş bir kavramdır; bilimde ise uzanan kozmik uzaydır.
Sekizincisi: Cinlerin ve İnsanların Yaratılış Sebebi ve Bunun İki Modelle İlişkisi
﴿وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ﴾ (Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.) [الذاريات: ٥٦]
﴿لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا﴾ (Hanginizin daha güzel amel işleyeceğini sınamak için.) [هود: ٧]
﴿إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً﴾ (Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim.) [البقرة: ٣٠]
Dolayısıyla gaye üç yönlüdür: kulluk, sınanma ve yeryüzünde halifelik. Felsefede teleolojik model olarak adlandırılan da budur.
Kur’anî modelde yaratılışın bir gayesi, anlamı ve amacı vardır; evren «maksatlı»dır, insan sınanma ve imtihanın odağıdır, Yaratıcı ile yaratılan arasındaki ilişki merkezîdir. Bu nedenle sınanma, kulluk ve halifelik fikriyle doğrudan uyumludur.
Batılı bilimsel model, evrenin nasıl ortaya çıktığını ve olguların nasıl işlediğini açıklar, doğa yasalarına dayanır ve varoluş için bir gaye nedeni ortaya koymaz. Dolayısıyla «insanın neden sınanmak veya kulluk etmek için var olduğu»ndan değil, yalnızca mekanizmadan söz eder.
Kur’anî model sebebi doğrudan sunar; bilimsel model ise gayeyi baştan itibaren tartışma konusu yapmaz, dolayısıyla gaye bakımından tarafsızdır.
İki Model Arasındaki Çatışma Noktaları
Kur’anî model — Evrene ve insana ilişkin amaçlı bir tasavvur: Evren hak ile yaratılmıştır ve kulluk, sınanma ve halifelikten oluşan bir gayesi vardır; varoluş abes değildir. İnsan sınanmanın odağı, yeryüzü imtihan alanıdır ve evren insanın rolüne hizmet edecek şekilde düzenlenmiştir. Yaratma ve tedbir Allah’ın iradesiyledir: «Ol; o da oluverir.» Olgular ilahî bir düzen içerisindedir.
Batılı bilimsel model — Fiziksel ve mekanistik bir tasavvur: Modelin içerisinde evrenin bir amacı yoktur; model «neden»i değil, «nasıl»ı açıklar. İnsan evrimin sonucudur; evrenin odağı değil, doğanın bir parçasıdır. Kendi kendini düzenleyen bir evrende açıklama, gaybî müdahale olmaksızın yalnızca fizik yasalarına dayanır.
Yıldız Kavramında
Kur’an yıldızları gökteki kandiller ve süs olarak sunarken bilim onları nükleer gaz küreleri olarak tanımlar. Kur’an’da işlevleri süs ve yol göstermedir; bilimde ise enerji ve element oluşumudur. Açıklama Kur’an’da teleolojik, bilimde fiziksel-nedenseldir.
Güneş ve Ay Konusunda
Kur’an’da bir yörüngede hizmete verilmişlerdir; bilimde ise bir yıldız ve kayalık bir uydudurlar. İnsanla ilişkileri Kur’an’da hesap, zaman ve teshir üzerinden, bilimde ise fiziksel sonuçlar üzerinden kurulur. Açıklama Kur’an’da teleolojik, bilimde nedenseldir.
Evreni Anlamanın İki Yolu
Kur’anî model, evreni sessiz bir madde olarak değil, bir anlamlandırma sistemi olarak sunar: Bütün kozmik olgular Yaratıcı’ya delalet eden ayetler olarak sergilenir; yaratma, tedbir ve teshir, evreni anlamanın temel unsurlarıdır. Varoluşun gayesi, açıklamanın yapısının bir parçasıdır; evren üzerine tefekkür, imana ve Allah’ı bilmeye götürecek şekilde yönlendirilir.
Bu, evrenin kendisini insanı Yaratıcı’yı bilmeye ve varoluşu O’na bağlamaya götüren, maksatlı bir delil kılan bir modeldir.
Batılı bilimsel model, açıklamasını maddi ve deneysel bir yöntem üzerine kurar: Olguları yalnızca doğa yasaları aracılığıyla açıklar; şeylerin neden var olduklarına değil, nasıl meydana geldiklerine odaklanır; bilimsel açıklamayı gayeye ilişkin veya metafizik sorulardan ayırır ve Yaratıcı fikrini bilimsel açıklama modeline dâhil etmez.
Bu, evreni yasalarla işleyen fiziksel bir sistem olarak açıklayan ve Yaratıcı’ya ulaşmayı kendi bilimsel yolunun bir parçası kılmayan bir modeldir.
Genel Sonuç
Kur’anî evren modeli, evreni yalnızca betimlenen bir madde olarak değil, anlam ve gaye taşıyan «maksatlı» bir sistem olarak gören bir modeldir. Bu modelde gökler, yer ve ikisi arasındakiler, ilahî iradeyle, işlevle ve delaletle bağlantılı bir yaratılış olarak sunulur; böylece betimlemenin kendisi varoluşun gayesini belirginleştirmeye yönelir.
Batılı bilimsel model ise evreni salt maddi bir sistem olarak sunar. Evren, fiziksel ve matematiksel yasalar aracılığıyla açıklanır; yapı, etkileşim ve hareket üzerinden anlaşılır; gaye veya anlam, bilimsel açıklamanın kendi çerçevesine dâhil edilmez.
