Felsefem
Kur'an'ı kendi içinden okumak
Varlık sorusundan bilgi sorusuna, oradan ahlak sorusuna: Felsefe, hazır cevaplar üreten bir fabrika değil, bir düşünsel inceleme alıştırmasıdır.
Benim için felsefe, ne bir düşünceler tarihidir ne de söylediklerini tekrarladığımız isimler ve ekoller toplamıdır.
İnsanı, varlığı ve bilgiyi soru yoluyla anlama çabasıdır.
İnsan nedir?
Neden buradayız?
Bildiklerimizi nasıl biliyoruz?
Aklın sınırları nelerdir?
İnsan hakikate ulaşabilir mi, yoksa onun ancak kendi araçlarının izin verdiği kadarını mı görür?
Bir eylemi hak ya da batıl, adalet ya da zulüm kılan nedir?
Tadbur'da felsefeyi, hazır cevaplar üreten bir fabrika olarak değil, soruya açık bir alan olarak ele alıyorum.
Kur'an ise benim için önceden benimsenmiş bir felsefeyi doğrulamak üzere başvurulan bir kitap değil; kendi içinden okunan, kavramları, bağlantıları ve soruları incelenen, ardından metin ve bağlamı üzerinden varsayımlar kurulan bir metindir.
Bu nedenle, sırf bir kitapta bizden önce dile getirilmiş bir cevap var diye cevap aramıyorum; bir düşünceyi de sırf alışageldiğimize aykırı diye reddetmiyorum.
Önce soru.
İkinci olarak delil.
Ardından varsayım gelir.
Akıl, araştırmada temel bir araçtır; fakat yanılsamadan korunmuş değildir, tıpkı devralınan birikimin de hatadan korunmuş olmadığı gibi.
Bu yüzden düşünceleri kendi içlerinden okumaya ve daima şu soruları sormaya çalışıyorum:
Delil nedir?
Metin gerçekten ne söylüyor?
Biz ona ne ekledik?
Tadbur'da felsefe, hızlı bir kesinlik arayışı değil; düşünsel inceleme, soruyu yeniden sorma ve hazır cevapların oluşturduğu sınırları kırma alıştırmasıdır.
Yolculuk buradan başlar:
Varlık sorusundan bilgi sorusuna, oradan ahlak sorusuna, ardından da daha büyük soruya: Hakikat karşısında insanın sınırları nerede son bulur?
